Wednesday, February 25, 2015

ABD Dışişlerinden Sinirlioğlu Açıklaması

İlhan Tanır
ABD Dışişleri Bakanlığından bir yetkili, son iki gündür Washington’da bulunan ve ABD Dışişleri Bakanlığında görüşmelerde bulunan Türkiye Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun Salı akşamı ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Tony Bilinken ile yaptığı çalışma akşam yemeği ile ilgili açıklamada bulundu.


ABD Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, ‘ikili güçlü ABD-Türk ortaklığını, Türkiye’nin IŞİD karşıtı Global Koalisyondaki rolü de dahil olmak üzere bölgesel güvenlik bağlamında konuştular.’ Bunun yanısıra, yapılan açıklamaya göre, ‘’Müsteşar Blinken Türkiye’nin, ABD Savunma Bakanlığının ılımlı Suriyeli muhalefet için yaptığı eğit-donat programına desteğinden dolayı memnuniyetini belirtti.’’ Türkiye’nin Irak hükümetine gösterdiği destek de Blinken'den övgü aldı.


Son olarak açıklamada, Müsteşar Blinken’in ‘’Avrupa enerji güvenliği ve Rusya’nın Ukrayna’daki saldırganlığına karşı koymanın önemine vurgu yaptığını’’ yazılı açıklama belirtiyor.


Açıklama Analizi:


  • ABD Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, ‘ABD-Türk ortaklığı’ lafzı geçiyor. ABD’nin önce ‘model ortaklık’ tanımından vazgeçtiğinin, şimdi de  ‘stratejik ortaklık’ tanımından vazgeçtiğinin son örneği.
  • İkinci olarak, ‘anti-IŞİD Global Koalisyonda Türkiye’nin rolü’ diyerek, Esad’ın hiçbir şekilde Koalisyonun hedefleri arasında yer almadığını bir kez daha vurgulamış oldu ABD Dışişleri Bakanlığı. Daha birkaç gün öncesine kadar Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Esad'ın hedefleri arasında olduğunda ısrarcı idi.
  • ‘Avrupa enerji güvenliği’ vurgusu ile, son zamanlarda Türk-Rus yakınlaşması ve Başkan Putin’in ‘Türk Akımı’ olarak adını koyduğu, yeni boru hattına atıf yapıldığı görülüyor.
  • Son olarak da, ‘Rusya’nın Ukrayna’daki saldırganlığını karşı koymanın’ vurgusunu yaparak, Kırım’ı ilhak eden Rusya’ya Türkiye’nin yeterince tepki vermediğ, hatta yeni boru hatları ve projelerle, Rusya’ya karşı konan ambargoları delen görüntü vermesine atıf görülüyor.

Sinirlioğlu'nun Programı Sır, Görüşme hakkında açıklaması henüz yok
Washington'daki Türkiye Büyükelçiliği, görüşme ile ilgili bir açıklama yaptığında, veya yaparsa, Türkiye’nin bu görüşmeleri nasıl gördüğünü de yansıtmak iyi olur. Maalesef şimdiye kadar Sn. Sinirlioğlu’nun Washington ziyareti ile ilgili en küçük bir bilgi verilmiş değil.

Sinirlioğlu, geçmişteki bazı Washington ziyaretlerinde Washington'daki basın ile sohbet toplantısı dahi düzenlediği oluyordu. Bu ziyarette ise Sinirlioğlu'nun gelişi ile ilgili Büyükelçilikden bilgilendirme notu da dahil olmak üzere, hiçbir bilgilendirme yapılmaması dikkat çekti.

İngilizce:
A State Department official on Blinken-Sinirlioğlu Meeting:
“On February 24, Deputy Secretary Blinken hosted a dinner for visiting Turkish Foreign Ministry Undersecretary Feridun Sinirlioglu.  The two discussed strong U.S.-Turkish cooperation on regional security, including Turkey’s role as a member of the Global Coalition to Counter ISIL.  Deputy Secretary Blinken welcomed Turkey’s support for the Department of Defense’s train and equip program for the moderate Syrian opposition, as well as Turkey’s support for the Government of Iraq.  The Deputy Secretary also emphasized the importance of European energy security and confronting Russian aggression in Ukraine.”

Thursday, February 19, 2015

Washington’da Yeni Düşünce Kuruluşu: GPI


Washington’daki Yeni Düşünce Kuruluşu Üzerine Düşünceler

Ilhan Tanır


Washington’da yeni bir düşünce kuruluşu açıldı. İsmi ‘’the Global Policy Institute'' veya GPI. Bu düşünce kuruluşu, Bahçeşehir Üniversiteleri ve Uğur Dersaneleri gibi Türkiye’de marka olmuş eğitim kurumlarının lideri Enver Yücel’in vizyonerliği ile kuruldu.


Washington’da Türkiye ile ilgilenen kurumların çoğalması, ABD’nin başkentinden Türkiye’yi ve bölgeyi izleyen uzmanlar, gazeteciler veya gözlemciler için iyi bir haberdir. Özel bir girişimcinin Washington’da bir düşünce kuruluşu kurulmasına öncülük etmesi de, o ülke adına -bu bahiste Türkiye, iyi bir haberdir.


Türkiye’den bazı işadamları kurumları Washington’da farklı think tanklerde Türkiye çalışmalarını desteklerken, Enver Yücel’in yaptığı gibi neredeyse tek başına böyle bir işin altına girme fikrinin cesur olduğunda tartışma yok. Tabi onyıllardır eğitim camiasında liderlik yapmış Enver Yücel’in bu eğitim alanındaki networkü, böyle büyük fikrin gelişmesinde yardımcı olduğu kesindir. Önemli olan herşeyi bilmek değildir, ama farklı konuları bilenlere yakın durmaktır. Bu sözü de muhtemelen Yücel’in kendisinden duymuştum.


Ama Washington’da düşünce kuruluşu kurmanın zorluklarının da nedenleri vardır.


Washington’da düşünce kuruluşunun tabusunun olmaması gerekmektedir. Hükümetlerle, Ankara da dahil olmak üzere, arasındaki mesafeyi korumak durumundadır. Merkezine hem Türkiye hem de ABD iç politikasında muhalif düşenleri kazara değil, bilerek ve isteyerek alabilmelidir ki, o merkez bağımsızım diyebilsin.


Yoksa Washington küçük bir şehir olsa da, iyi haberlerin dağılmasının yavaş olduğu ve ‘reputation’ı kurmanın zor olduğu bir şehirdir. Bunun yanısıra, bir düşünce kuruluşu için en büyük zayıflık olarak kabul edilebilecek ‘dar bakışlılık’ suçlamalarının da çok çabuk insanları ve kurumları etkisizleştirdiği bir şehirdir.


Tabi kimse bağımsız olmak zorunda değildir. Örneğin Seta’nın Washington şubesi aylardır herhangi bir panel dahi düzenlemeyen, başkentte sadece AKP’nin argümanlarını öğrenmek için başvurulan bir merkezdir. Analizlerinde hiçbir eleştirinin barınamadığı, tek yönlü, parti propagandası görünümündeki bu yazıların ABD kurumlarında pek etkinliğinin olduğunu düşünmek boşadır. Okunuyorlarsa, AKP’nin zihni geri planını öğrenme amacıyladır.






Başkan Ali Çınar
Global Policy Institute’nün başkanlığını Ali Çınar yapıyor. Çınar yıllardır New York’da Türk-Amerikan dernekleri yöneticilikleri yaptı. Tanınan bir isim. Ama şimdiye kadar Türkiye’nin çıkarlarını savunur pozisyonda görevler üstlenmişken, şimdiden sonra ‘global’ olma iddiasındaki bir düşünce kuruluşunun başkanı olarak, Türkiye’yle ilgili tartışmaları çok yönlü kabullenme ve yönetme durumunda kalabilmesi gerekebilir.


24 Nisan’ın bulunduğumuz 2015’de Washington’da çok daha farklı bir havada geçeceği düşünüldüğünde, GPI’da önümüzdeki aylarda 1915 Ermeni trajedilerini konu alan tartışmaların yaşanması bekleniyor.


Bu çok hassas konunun Washington’da kimlerle tartışılacağı, nasıl paneller düzenleceği ve yayınlanan analizlerin çeşitliliği ve farklılığı izlenecektir.


Washington’da bir düşünce kuruluşunun inşasının yapılmasına şahit olundu. Bu kurumun ne kadar büyüyüp, etkili bir merkez olabileceği sorusunun cevabı için ise GPI’in hangi prensiplere sıkı sıkıya bağlı kalacağını bekleyip, görmemiz gerekiyor.


Şimdilik bu düşünce kuruluşunun yeni hayatını kutlamak gerek.


Ali Çınar’ın gala akşamı okuduğu listeye göre, GPI’da şimdilik şu isimler kadrosunda görülecek:
Prof Gulnur Aybet,
Prof Yilmaz Esmer
Andreas Schleicher
Sir Mike Tomlinson
Prof Heath Lowry
Dr Walid Phares ,
Burak Kuntay
Meto Koloski
Michael McMahon
Javid Huseynov
Dr Burhan Koroglu
Nick Danforth  
Chris Gunn
Prof Michael Gunter


Monday, February 16, 2015

Türkiye'nin PR'cısı Alpaytac Inc'den Cevap Var

İlhan Tanır

7 Şubat Cumartesi günü, Türkiye Büyükelçiliğinin Alpaytac Inc adlı bir PR grubu ile 1.42 milyon dolarlık anlaşmasını blogumda konu edinmiştim. Aslında bu imzayı, aylar öncesinden, muhtemelen imzaların atıldığı ay olan Mayıs ayında duymuştum. Milyon doları aşkın lobi anlaşmaları alışageldiktir Washington’da. Ondan dolayı da bu PR anlaşmasını fazlaca garipsememiştim.

PR ile Düzeltilebilecek ve Düzeltilemeyecek Durumlar
Türkiye’nin imajının dışarıdan milyon dolarlık PR şirketleri ile düzeltilmeyeceğinden ise adım gibi emindim ve halen de eminim. Mesele, Türkiye içinde çok iyi reformlar yapan, ülkeyi evrensel değerlere daha sadık hale getiren ve vatandaşlarına daha çok saygı duyan bir iktidarın kazara imajını düzeltememesi değildi. Mesele olan, 2013’ün özellikle Gezi protestolarından itibaren dengesini tümüyle kaybeden, içeride baskıcı, dışarıda şuursuz politikalar ile Türkiye’yi gitgide güçsüz kılıp aynı zamanda insan hakları açısından da çirkinleştiren bir iktidarın halinin, PR çalışmaları ile düzeltimeyeceğini bilmektendi.

Nitekim, Mayıs 2014’den beri, yani Alpaytac ile sözleşmenin imzalandığı aydan bu yana, Türkiye’nin dışarıdan giderek daha çirkin görüldüğüne şahit oluyoruz. Bunda en büyük pay da şüphesiz Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın. 2014 boyunca seçimlerde dış politika konularını iç politikada tüketmekte beis görmedi kendileri. Mısır, Gazze, Suriye, ABD ve AB ilişkileri kullanıldı. Dış politika konusunu iç politika seçim malzemesi olarak kullanmak ABD’de şiddetle kınanır. Çünkü bilinir ki, dış politikada ülke vatandaşları ve çıkarları bir görülmelidir, sadece bir kesimin çıkarı veya ideolojisin proje edilebileceği bir alan olamaz. Olursa, güce sahip olanların siyasi çıkarları, ülkenin onmilyonlarca insanının çıkarından üstün tutulmuş olur.

Kutsal Kuralın İhlali
Erdoğan bu çok kutsal kurala uymadı (Ek- Bir önceki Başkan George Bush'un özellikle Irak işgalininin de partizan olduğuna inanıyorum, her ne kadar kararın alındığı yıl 2003'de iki partinin Senato oyları ile o savaş partilerüstü bir sıfat kazanmış olsa da.) Mısır’da tutturduğu politika ülke çıkarlarına derinden yaralar verdi. Örneğin bundan dolayı bölgede bunca önemli sorunlar yaşanırken, en güçlü iki Sunni Müslüman ülke, bir sunni vahşiler ordusu DAİŞ’e karşı koordine olamadı, olamıyor. İsrail’e karşı prensipli bir karşı duruş ve Filistin davasını omuzlama yerine, populist anti-İsraillicikle hem Türkiye’nin pozisyonuna hem Filistinlilere yardımcı olmadı. Aksine Türkiye'yi etkisiz eleman hale geldi.

ABD Büyükelçisine hakaret edildi, gizli-açık mesajlarla ABD hedefe kondu. Erdoğan, bütün diplomatik ilişkisinin kesildiğini itiraf edercesine, televizyon ve basın yoluyla Başkan Obama’yı, hem de oldukça hassas bir konuda eleştirdi. ABD içinde Müslüman davasına sahip çıkar görüntüsü, samimilikten uzak olduğu gibi (çünkü Türkiye’nin öyle bir gücü yok), müttefiğin de içişlerine karışmakla aynı anlama geldi. Obama, beklendiği gibi, muhatap almadı. ABD Dış Politikasının sözcüsü, oldukça ağır bir karşılık verdi, ‘kimse bizim insanlığımızı sorgulamasın’ dendi.

Velhasılı kelam, Alpaytac Inc. işe yaramadı. İşe yarayamazdı da. AB Bakanı Bozkır’ın Washington gezisinde bir tek Amerikan üst düzey yönetim yetkilisi ile görüşemediği ve Temsilciler Meclisinde 88 Kongre üyesinin imzasının bulunduğu bir mektubu ancak yayınlandığı gün görebilmesi ile, Türkiye’nin Washington’da düştüğü durumun kötülüğünü yazdım. İki farklı ülkeden yabancı diplomatlar, Türkiye’nin bir bakanının ABD yönetimi ile, hiç değilse ticaret temsilcisi ile görüşemediğine inanamadı. Ben de bu başarısızlık konusunda, yeri gelmişken Alpaytac’ın da payını sorgulamıştım.

Biraz daha eğilince, Alpaytac Inc.’e, 1.42 milyon dolarlık kontratın 1 milyon dolarının imzaya müteakip, peşin verildiğini görmüştüm. Blogumda yazarken, bu peşin ödeme şeklini ‘sözleşmenin en ilginç hükümü para ödeme şekli’ şeklinde vurgulayarak belirtmiştim. Bu konuyu yazmadan önce 2 Washington lobicisi ve 1 Türkiye uzmanı ile görüşmüştüm. Aslında sormaya da gerek yoktu böyle bir peşinatın ödenmesini, yine de görüştüğüm herkes bu durumun normal olmadığını söyleyerek, bazı can sıkıcı senaryolardan bahsetmişti.

Bütün bunlar olurken Alpaytac Inc.’in sahibi ve CEO’su Huma Gruaz email ile uzun bir mektup yazdı bana. Ben de kendisine sorular gönderdim. Aşağıda bu sorular ve cevaplar ile, kendilerinin uzun mektubundan bazı bölümler var. Karar sizlere ailt:

Soru: (Türkiye’nin PR’ı adına) şimdiye kadar sizin gayretinizle yayınlanmış olan bütün eserlerin linklerini bana göndermeniz mümkün mü?
[Huma Gruaz] Detayli faaliyet raporlarimizda su ana kadar yaptigimiz calismalarda 80i askin makale, roportaj, editor mektubu (letters to the editor) vardir. Bu raporu size gonderemeyiz ama arama motorlarindan bakarsaniz su an gerek Wall Street Journal, New Times ya da CNN gibi dunyanin onde gelen medya kuruluslarinda ya da gerek  ABD’deki Turk festivalleri gibi kulturel konularda ya da siyasi alanda yerel Amerikan medyasinda ve Afrika da dahil olmak uzere uluslararasi medyada cikan bilirkisilerin ve devlet buyuklerimizin olumu yazi ve roportajlarinin cogu ajansimizin katkilari ile gerceklestirilmistir. Bunun disinda onemli medya kuruslari ile toplantilar, editorial etkinikler/gurup toplantilari gerceklestirilmistir.  6 sene boyunca buyukelciligimize benzer kosullarda ve FARA’dan temin edebileceginiz faaliyet raporlari cercevesinde bizimle ayni parallelde hizmet vermis ajansla ilgili arastirma yapip gerceklestirilen isleri kiyaslayabilirsiniz.
Soru: Türkiye'nin imajı, şirketinizin PR çalışması yapmaya başladığı Mayıs-2014 tarihinden beri kötüleşmeye devam ediyor. Bu konuda şirketiniz kendisini hesaba çekecek midir? Bu başarısızlıkta sizin payınız var mıdır? Var ise baştan tahsil ettiğiniz ödemenin bir kısmını iade eder misiniz?
[HG] Turkiye’nin imajinin zor bir donem yasadigi ve sistematik olarak dunya basininda Turkiye karsiti yazilar yazildigi ve haberler ciktigi bir gercek. Maalesef bu durum, biz Mayis ayinda calismalara baslamadan onceki donemde  (son iki senedir) diger PR ajansi calismalarini yaparken yogunlasmis ve gittikce zorlasmis olan bir ortam.  Biz bu isi en zor ortamda devraldik ve sistematik olarak yogun calismalarimiz devam ediyor. Medya kuruluslariyla yakindan calisan biri olarak PR’in sihirli bir degnek olmadigini ve cikan haber/yazilarin akisinin/tonunun sadece PR ajansinin yaptigi calismalarla degistirelemeyecegini ya da bundan yeni anlasma yapilmis bir PR ajansinin sorumlu tutulamayacagini sizin cok iyi bilmeniz gerekir.  Bu yolda size soyleyebilecegim, gectigimiz sekiz aylik donem icerisinde daha once kullanilan global ajansin yaptigi calismalarin cok daha otesinde ve yogunlugunda calismalar yaptik ve yapmaya devam ediyoruz.  Bana Amerikan Kongresi’ne mensup kisiler de dahil olmak uzere onemli bilirkisiler tarafindan iletilen mesaj “Bu zor iklimde Turkiye’yi temsil etmek icin sizin gibi ulkeler arasi kopru kurabilecek bir Turk PR eksperinin secilmesini takdir ile karsiliyoruz” oldu. Boyle bir ortamda sizin gibi Turk toplumunda kamuoyunu bilgilendiren onemli ve degerli kisilerin bize destegi  Turkiye’nin gelecegi ve basarisi acisindan onemli.
Soru: Blogda da bahsettiğim gibi, yazının en önemli ve çarpıcı noktası olarak, Büyükelçiliğin size 1.42 milyon dolarlık sözleşmenin 1 milyon dolarını peşin ödemesi konusudur: Konuştuğum ve lobi dünyasını yakından tanıyan veya içinde olanlar tarafından 'olağanüstü' bulunuyor bu peşin ödeme şekli. Sizce, size neden 1 milyon dolarlık bir ödeme yapıldı performansınızı görmeden? Buna benzer, yıllık paranın üçte ikisini baştan peşin aldığınız, ve geri kalan tum odemeyi de bir sonraki uc ayda aldiginiz başka kontratlar var mı? Varsa lütfen paylaşır mısınız? Benim görüştüğüm kimseler böyle bir şartname duymadıklarını söyledir.
[HG] Aldiginiz bilgilerin aksine PR/Tanitim ajanslari 3/6/9/12 aylik kontratlar ve pesin odemeler, calistiklari konularin yogunlugu ve hassasiyetlerine gore her zaman yapmaktadirlar. Nitekim bizim bir cok musterilerimizle son 11 senedir boyle anlasmalarimiz oldu ve devam etmektedir. Yapilacak ise adanacak kaynaklar ve ugrasi goz onune alinip anlasmalarimiz buna gore yapilmaktadir. Sirketimizin diger yaptigi kontratlarin dikte ettigi gizlilik ilkesi kapsaminda daha once yaptigimiz ozel is kontratlarini sizinle paylasmam maalesef mumkun degildir. Emailinizde yine lobi dunyasindan bahsetmissiniz – bizim ajansimiz size daha once de belirttigim gibi lobi sirketi olarak degil, stratejik PR (basin ve halkla iliskiler – siyasi ve kulturel iletisim) isi icin alinmistir.  Bu yuzden size gorustugunuz kaynaklarin PR konusunda ne kadar tecrubeli olduklari, ulusal bir PR sirketi sahiplenip bu sirketin tum kontrat ve finansal islerinden sorumlu olup olmadiklari konusunda yakindan arastirma yapmanizi, size ilettikleri bilgileri bu isikta degerlendirmenizi oneririm. Nitekim benim icinde bulundugum PR alaninda sirket sahibi, yonetici konumundaki kisiler sizin bana ilettiginiz gorus acisina hic katilmiyorlar.

--------

Şimdi de, Huma Gruaz’ın uzun mektubundan bazı önemli bölümleri aşağıda okuyabilirsiniz. Mektubunda şirketinin reklamını yaptığı bölümleri ve bazı kısa diğer bölümleri kısaltabilmek için kestim. Mektubundaki ve soru-cevaplardaki nezaketinden dolayı Sayın Huma Gruaz’a tekrar teşekkür ediyorum. 

Kendisine çok şiddetle katılmadığım bir konu ise, mektubunda ‘Türklerin birbirlerini yıkıcı stratejiler yerine Türkiye’nin geleceği için birbirimize destek olacak, bütünleştirici bir yol izlemeleri gerekmektedir,’’ cümlesi. Bu cümlenin bir yanıyla da benim blog yazıma karşı olduğunu farkedebilmek için çok uğraşmaya gerek yok. Bu tür yaklaşımlara ara ara muhatap olan birisi olarak, gazetecilerinin sorumluluğunun kişi, dernek veya şirket yöneticilerine değil, kamuya olduğunu hatırlatmak isterim. Eğer Türkiye için çalışan şirketler, dernekler veya diğer kurumlar işlerini yerine getirmiyorlarsa, veya getirememişlerse o halde ‘yen içinde kalır’ mantığıyla değil, ‘yanlış nerede yapıldı, neden ve nasıl düzeltilir’ sorusunun uzun dönemde çok daha yararlı olduğu düstüruyla hareket edilmelidir. Veya bu türlü hesap sorucu tartışma ve yazıların dahi, hesap sorulabilirliğin çıtasının çok alçaldığı bir dönemde, yine de yararlı olacağını düşünüyorum.


Huma Gruaz'ın Mektubundan bölümler:
Öncelikle sizi lobicilik ve halkla ilişkiler (PR) terimleri hakkında bilgilendirmek isterim. Bu iki alan, değişik sorumluluklar ve yükümlülükler içeren faaliyet alanlarıdır. Firmamız, lobicilik şirketi değildir ve bu alanda herhangi bir hizmet sağlamamaktadır. Yazınızın başlığında da belirttiğiniz üzere PR, (Türkçe kullanımıyla medya ile iletişim/basın ve halkla ilişkiler) alanında faaliyet göstermekteyiz. Mayıs 2014 tarihinden itibaren ise Türkiye Cumhuriyeti Vaşington Büyükelçiliği’ne bu alanda bilhassa uluslararası ve siyasi medya ilişkilerine yoğunluk vererek hizmet vermekteyiz. Blog yazılarınızda belirtilen, ABD Kongresi’yle ilişkileri kapsayan ve lobicilik faaliyetlerine giren konularda Büyükelçiliğimiz, lobicilik hizmetleri sağlayan ayrı şirketlerle çalışmaktadır. Bu şirketlerin gerek uzman olduğu konular gerekse hizmet verdiği alanlar bizim çalışma alanlarımızdan farklıdır.

…… şirketimiz ABD Kongresi’yle olan ilişkileri yürütmek amacıyla işe alınmamıştır. Bilakis, firmamız, ülkemizin başta Amerikan basını olmak üzere dünyanın önemli basın mecralarında olumlu olarak görünürlük kazanmasını sağlamak ve hem uluslararası ilişkiler hem kültürel alanlarda tanıtımının yapılması için yoğun çalışmalarda bulunmaktadır….

Başta Büyükelçiliğimiz olmak üzere çeşitli devlet büyüklerimizin ve değişik konularda bilirkişilerin fikir makaleleri, uluslararası ve Amerikan medyasıyla olan röportajları, editöryal mektupları, Türkiye’nin çeşitli alanlardaki başarılı çalışmalarını öne çıkarmak ve ülkemize yönelik haksız ithamların cevaplanmasını sağlamak üzere Alpaytac’ın yoğun çalışmaları sonucu yayınlanmıştır. Blog yazınızda belirttiğinizin tersine, firmamızın Türkiye, uluslararası ilişkiler ve medya ilişkileri üzerine sahip olduğu uzmanlık, Vaşington’da ve ABD’de birçok köklü ajansla yarışacak düzeydedir….

Şirketimizin Vaşington DC Ofisi bu ilkeyle, uluslararası ve siyasi medya ile iletişim dalında Amerika’da konusunda en etkili kişilerden biri olan ve şu ana kadar diğer küresel ajansların uluslararası halkla ilişkiler bölümlerini kurmuş ve yönetmiş, Vaşington çevreleri tarafından tanınan bir uzmanın liderliğinde yönetilmektedir. Vaşington ofisimizin önderliğinde, ajansımızın Los Angeles, Şikago ve New York’ta yer alan ofisleri Büyükelçiliğimizin yanısıra ABD’de yer alan 6 adet Başkonsolosluğumuza birebir hizmet sağlamaktadır. Bütün ofislerimizin bünyesinde Amerika’nın en büyük PR ajanslarında çalışmış, Amerika’nın önemli basın kuruluşlarında üst düzey editör, haber programcısı ve gazeteci olarak görev almış iletişim uzmanları çalışmaktadır. ABD çapındaki ekibimiz, PR alanında küresel ajanslarla aynı kulvarda yarışacak düzeyde hizmet sunmaktadır. Son dört senede PR/iletişim dalında aldığımız 25 ödül, bu kaliteli hizmetin bir kanıtıdır. Şirketimizin PR endüstrisi tarafından takdir edilen başarıları hakkında ABD basınında çıkan haberleri aşağıda paylaştığımız linklerden ulaşabilirsiniz.


Friday, February 13, 2015

Büyükelçi Kılıç, MİT iddialarını yalanladı

Büyükelçi Kılıç, MİT iddialarını yalanladı

İlhan Tanır

Türkiye'nin ABD Büyükelçisi Serdar Kılıç bir açıklama yaparak, kendisinin MİT'in yeni müsteşarı olarak atanacağı yolundaki haberlerin gerçeği yansıtmadığını söyledi.

Cuma günü çıkan haberlerde, Kılıç'ın Houston'da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştüğünü ve bu görüşmenin kendisinin görevinden istifa eden Hakan Fidan'in yerine atanması için yapıldığı yönünde haberler çıkmıştı. Büyükelçi Kılıç ''Şerefli ve önemli bir görev ve bu görev için adımın anılmasından gurur duyuyorum ancak bu konuda yapılan haberlerin gerçekle ilgili yok' dedi.

Kılıç, gün boyu kendi hesabında yaptığı veya RT'lediği mesajlarda, Erdoğan'ın jetinin Houston'a planlı bir iniş yaptığını ve kendisinin de bir gün önce haberdar olarak, havaalanında Erdoğan ile görüştüğü bilgilerini paylaşmış, MİT ile ilgili bir açıklama yapmamıştı. Akşam saatlerinde ise Kılıç, yaptığı açıklamanın devamında, ''ben de bu haberleri ilgi ve hayretle izliyorum. Sayın Cumhurbaşkanının uçağı rutin yakıt ikmali için Houston'a indi, bunun arkasında birşey aramak doğru değildir'' dedi.

Kılıç, Washington'daki görevine Mayıs 2014'de başlamıştı.




ABD Dışişleri Bakanlığından Erdoğan'a: Kimse İnsanlığımızı Sorgulamasın

ABD Dışişleri Bakanlığından Erdoğan'a: Kimse İnsanlığımızı Sorgulamasın

İlhan Tanır


Bugün ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jen Psaki'ye, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Meksika’da iken ABD'de öldürülen üç müslüman öğrenci ile ilgili sarfettiği sözler soruldu. Sözcü Psaki, Erdoğan’ın eleştirisini reddeden sert bir cevap verdi.


Cevabında olayın meydana geldiği Chapel Hill’deki toplumun birleşerek yastaki aileleri desteklemesinden çok etkilendiklerini söyleyen Psaki, şu sözlerle Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sert bir cevap verdi: ‘’Kanaatimce kimse Dışişleri Bakanının (Kerry) veya bu binadakilerin (Dışişleri bakanlığı binası) bu haberleri görüp, ailelerin ve o toplumun nasıl duygulandığına dair ne kadar insan oldugunu sorgulamasın.’’

Muhabirin, ‘yani onun eleştirisini red mi ediyorsunuz?’ sorusuna, Psaki ‘doğru’ demekle yetindi.

Thursday, February 12, 2015

US State Dept. Responds Pres Erdogan


I reached out to the State Dept. re Pres Erdogan's remarks on Chapel Hill victims. In that, Pres Erdogan, during the current visit to Mexico, stated this: "Regarding 3 Muslim youngsters' killing in America, that Pres Obama and his vice president Biden or Sec of State Kerry haven't made any statement is ironic. I am calling on Mr. Obama and saying: "Where are you President?" 


The statement below is on background attributable to “a State Department spokesperson.” I just received moments ago: “We are saddened by the senseless acts in Chapel Hill. Our thoughts and prayers are with the families and friends of the deceased. We are moved by the way the Chapel Hill community has united and shown its support to the grieving families.  The case is under investigation by the Chapel Hill Police Department.  We refer you to them for more information.”

For now, it seems, the US State Dept. does not want to get in an argument over Chapel Hill killings.

Monday, February 09, 2015

88 İmzacı Vekilin Yarısının Cemaat Gruplarından Bağış Alması Ne Demek

88 İmzacı Vekilin Yarısının Cemaat Gruplarından Bağış Alması Ne Demek
İlhan Tanır

Pazar günü ABD Temsilciler Meclisi üyelerinden Arizonalı Matt Salmon’ın Türkiye’ye geçtiğimiz Nisan ayında Gülen’e yakın bir dinlerarası hoşgörü kurumunca (Foundation for Intercultural Dialogue) götürüldüğüne dair bir belge elime geçti. Matt Salmon kim diye sorulursa, kendisi geçen hafta 88 Amerikan Temsilciler Meclisi üyesi tarafından imzalanan ve Türkiye’deki basın özgürlüğü ihlallerini ağır bir şekilde eleştiren mektuba ön ayak olan isim olarak biliniyor. Salmon’ın yanısıra Missouri eyaletinden Kongre üyesi ve aynı zamanda papaz olan Emanuel Cleaver de bir diğer ‘öncü’ imzacı idi. Cleaver’in de yine Cemaat yakınlığıyla bilinen Raindrop Foundation’ın yerel ofisine ziyaret ettiği ve konuşmalar verdiği biliniyor. Bunun yanısıra yine bir başka Gülen Grubuna yakınlığıyla bilinen , the Turkish American Federation of Midwest ile 2011 yılının Mart ayında bir haftalığına Türkiye’ye gittiği öğrenildi.


Yarım düzineye yakın Cleaver’in ofisinde çalışan Kongre’deki uzmanların da aynı şekilde 2011 ve 2012 yıllarında Türkiye’ye Gülen’e yakın kurumlarca götürüldüğü biliniyor. Pazartesi günü ‘Daily Sabah’da çıkan haber, bu öncü milletvekilleri dışında, 88 kadar imza veren Kongre üyesinin yarısı kadarının bir şekilde Cemaate yakın kurumlardan bağış aldığı veya gezilerine katıldığı ifade ediyor. Ben teker teker iddiaları incelemesem de, bu iddiaların çok yüksek oranda doğru olduğuna eminim zira Gülen’e yakın kurumlar da bu gezileri ve bağışları yaptıklarını hiçbir zaman reddetmiyorlar.


Bu durumda garispsenecek veya kanun dışı olan bir nokta var mı peki?


Öncelikle bilinmeli ki bugün ABD’nin başkenti Washington’da, bir taraftan Amerikalı şirketler, dernekler ve hatta eyaletler Kongre’yi yaptıkları lobi faaliyetleri ile kendi lehlerine çevirmeye çalıştığı gibi, yabancı devletler de yine lobiler vasıtasıyla hem Amerika’nın güçlü figürlerine ulaşmaya hem de bu kanallar vasıtasıyla Washington’daki karar alma süreçlerini kendi lehlerine çevirmeye çalışmaktalar.


Bunlar arasında, Musevi, Yunan ve Ermeni diaspora ve lobilerinin gücü ve etkinliği herkesçe bilinir. Bunlardan Amerikalı Musevilerin kurduğu AIPAC ise bu lobilerin en güçlüsü olarak bilinir. Çeşitli zamanlarda farklı nedenlerden (genelde İran karşıtı) organize ettikleri mektuplar için yüzlerce Amerikan Kongre üyelesinden imza topladıkları vaki. Bu açıdan Cemaate yakın grupların gideceği yol var.


Peki, Kongre üyelerine her bağış yapan grup kendi istekleri doğrultusunda ABD yönetimini ve Kongre’yi etkiliyebilir mi?


Buna geçmeden önce Amerikan Kongre üyelerinin her 2 yılda bir seçildiklerini hatırlamamız gerekiyor. 6 yılda bir seçilen senatörlere karşılık her seçim döneminde seçimlere katılan Kongre üyeleri bundan dolayı da Kongre’deki yaşamlarını aynı zamanda bir para toplama kampanyası ile yürütürler. Hiç durmadan seçim kampanyasına para toplamak zorunda hisseden Kongre üyeleri için de, para veren bir grubun önceliği ve ne dediği ile para vermeyen bir grubun önceliği ve ne dediği tabi ki aynı değildir.


Gülen Grubu ise, bağış yapmanın yanında ABD’nin 50 eyaletine dağılmış dernekleri ile Kongre üyelerini bizzat kendi seçim bölgelerinde ziyaret etmekte, bir başka deyişle kalbinden vurmaktadırlar. Yani Cemaate yakın gruplar sadece bağış yapmıyor, aynı zamanda Kongre üyelerine, bizzat oyverenleri de olan sevenleri tarafından yerel bölgelerde yaptığı ziyaret ve aktivitelerle gözlerine girmekteler.


Her yıl Washington’daki en önemli otellerden biri olan Willard’da adeta gövde gösterisi şeklinde 45 ila 60 arasında milletvekili ve senatörler ile onlarca vali, belediye başkanı ve diğer etkili ve yetkili Amerikalıların akın ettikleri bir akşam düzenlemekteler.


İsim vermeden diğer Türk-Amerikan dernekleri ile bir karşılaştırma yapılması gerekirse: başkentteki diğer Türk-Amerikan dernekleri -ki 1980lerden beri aktif olanlar mevcut, yıllık konferanslarına bir elin parmağından daha az milletvekili bazen ise sadece emekli olmuş milletvekilleri ile yapabilmekteler.


2011 yılında Arizona’da bir saldırgan tarafından silahlı saldırıya uğramış olan milletvekili Gabrielle Dee Giffords ile bu saldırı olmadan birkaç hafta önce, yine Cemaatin (muhtemelen ilki) Willard’daki yıllık galasında buluşmuş ve burada ne işiniz var diye sormuştum. Giffords ise hiç duraksamadan hemen yanındaki genci göstermiş ‘nasıl gelmeyeyim, her hafta büroma gelen bu gençlere ayıp olmaz mı’ bağlamındaki sözleri sarfetmişti. Bu bir cümle ile de Giffords Cemaat yakını grupların ABD’deki başarısını özetliyordu.
O zamandan sonra da sürekli bu yıllık galalarda konuştuğum Kongre üyelerinden hem bunlara yakın veya benzer sözler duymuştum.


Artan Radikalizm Hizmet’i Cazip Kılıyor
Hizmet bağlantılı kurumların Washington’da etkin olmalarının bir başka nedeni ise, dünyadaki radikalizm ve radikal İslam korkusu artırkça, Amerikan Kongre üyeleri dinler arası hoşgörüyü savunan, konuşmasını bilen ve medeni görünen bu gençlere daha çok yakınlaşmaları.


Dışiliişkilerden Anlamayan Amerikan Üyeler
Yurtdışı gelişmelerden ve ilişkilerden zaten çok az fikri olan ve Amerikanın içlerinden gelen bu Amerikan Kongre üyeleri, bağışı bol, güleryüzlü İslamı temsil eden ve aynı zamanda oy verenleri olan bu topluluğun imza atma taleplerini yerine getirmeyecek de ne yapacak?j Aslında asıl sorulması gereken bu. Bu açıdan, Gülen Grubunun Türkiye’deki durumu değil, onlar için kendilerine gelen ve sürekli görüştükleri bu kimselerin davranışları ağırlıklı olmakta.


Artan Hizmet Okullarının Etkisi
Türkiye’ye daha çok Gülen yakını bir okul FBI tarafından basıldığında haber olsa da, yıllardır hızla artan Charter okullar, ABD’de artık bir rüzgar oldu. Bulundukları eyaletlerde (20’den fazla) çocukların velileri olan Amerikalı ailelerin büyük çoğunluğun aldıkları hizmetten, dolayısıyla da Gülen Hareketinden memnun olduklarını farzedebiliriz. Dolayısıyla, Amerikalı native ailelerin de bilerek veya bilmeyerek Hizmet’in organizelerinde etkili bir aktör olduğunu tahmin etmek güç değil.


Mektup İçeriği
Mektubun bütün bunların dışında, evrensel değerler paralelinde, bir başka ülkedeki basın sözgürlüğünü destekleyici bir içerik taşıdığını unutmayalım.


Erdoğan En Büyük Yardımcı
Tabi bunun tam karşısında da, Kongre’de Erdoğan’a olan alerjinin tarihin en zirve noktalarında dolaştığını eklemek lazım. Hem İsrail konusu, hem Suriye’deki aşırıcı elemenstler hakkında Türkiye’nin üstüne yapmadığı izlenimi, Erdoğan’ın anti-semite olarak algılanan sözleri, otoriterleşme yolunda olduğuna dair inanış, Kongre üyelerini Erdoğan aleyhine yapılacak kampanyalara çok daha açık ve hazır hale getiriyor.


Erdoğan, bırakın normal Kongre üyelerini, Türk Dostluk Grubu üyelerinin kendisine gönderdiği ‘özel’ mektubu dahi Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde kullanmaktan geri kalmamış ve Türkiye lehine lobi yapmasının beklendiği bu grup da ciddi bir şekilde küstürülmüştür.


Türkiye İçin Çalışacak Lobilerin Kanatları Kırıldı
Bir önceki yazıda da, ATC, DEIK ve hatta bizzat lobici olan tecrübeli şirketlerden vazgeçerek, Şikago merkezli Alpaytac şirketi ile PR yapmaya evrinim olan bir Türkiye var.


Velhasılı kelam: Hidayet Karaca ve Ekrem Dumanlı’nın isimlerinin de geçtiği bir mektubu imzalayan 88 Amerikan Kongre üyesinin yarısının Cemaate yakın gruplardan bağış alması veya gezilere götürülmesi, bu üyelerin imza atması için önemli bir nedendir ama sadece nedenlerden biridir.

88 Kongre üyesinin Gülen grubuna yakın gazetecilerin tutuklanmasına tepkilerini dile getirdiği mektubun nedenleri o halde bağış ve Türkiye gezisi dışında yukarıda özetlenenlerdir. Önümüzdeki dönemde ise buna benzer kampanyalardaki organize edilecek mektuplardaki imza sayının daha da artması muhtemeldir.

Saturday, February 07, 2015

Türkiye’nin yeni PR’cısı Alpaytac ile İlginç Sözleşme:

Türkiye’nin yeni PR’cısı Alpaytac ile İlginç Lobi Sözleşmesi:

İlhan Tanır

Günümüzde Washington’da lobi yapmak yabancı devletler için bir gereklilik. Gerek ABD Kongresi gerekse ABD yönetimi ile ilişkilerde Washington’da bulunan lobi şirketlerinin çalışanlarının geçmişten gelen tecrübe ve yakınlıklarından dolayı Washington’daki güçlü kimselere ve kurumlara ulaşması ve lobi yaptığı ülkelerin argümanlarını anlatması tercih edilegelmiştir.


Türkiye’de uzun yıllardır bu geleneğe uymakta, ABD Kongresinden emekli olmuş eski ağır toplarının sahibi olduğu lobi şirketlerini kullanagelmiştir. Geçmişte bunlardan birisi Amerikan Temsilciler Meclisinde liderlik pozisyonları yapmış (Cumhuriyetçi) Bob Livingston’ın Livingston şirketi iken bir diğeri de yine (Demokrat) Richard Gephardt’ın sahibi olduğu lobi şirketleridir ki bu ismin de Washington’daki etkisi tartışılmazdı. Alpaytac Inc ise, yine Washington'da lobicilik konusunda çok profesyonel işler yapan ve dünyanın dört bir yanında ofisleri ile dikkat çeken Fleishman Hillardt'ın yerine sözleşme yapıldı. 


Turkiye Buyukelciliginin anlastigi Alpaytac Inc aslinda bir PR sirketi ve Chicago merkezli. Bunun yanısıra LB International Solutions, LLC de Washington’daki Türkiye Büyükelçiliği ile anlaşması var. (https://efile.fara.gov/pls/apex/f?p=171:130:8714450384268::NO::P130_CNTRY:TU)


Alpaytac Inc isimli şirket özellikle THY’nin başarılı bir promosyon kampanyasını ABD’de yürütmesiyle biliniyor. Chicago’daki bir PR şirketinin Washington’da ne kadar etkili bir lobi şirketi olabileceği ise soru işaretleri barındırıyor. Merak edip Türkiye Büyükelçiliği ile Alpaytac arasında Mayıs 2014 yılında imzalanan sözleşmeye baktım. Sözleşmedeki bazı maddeler ise gerçekten çok çarpıcı idi.


Öncelikle, Alpaytac ile Türkiye Büyükelçiliği arasındaki anlaşma Mayıs ayında, yani yeni Büyükelçi Serdar Kılıç’ın geldiği haftalarda yapılmış. Bu açıdan Alpaytac Inc’in Ankara’nın kararı olduğu ve Kılıç’ın bu kadar hızlı bir şekilde yeni bir lobi şirketi tavsiye etmesinin pek gerçekçi olmadığı görülüyor. Alpaytac nokta atışı olarak Ankara’dan talep edilmiş.


Alpaytac’ın son altı aydır ne gibi çalışmalar yaptığını şu adresten öğrenebilirsiniz. Buradan da görüldüğü gibi Alpaytac Washington’da ABD yönetimi ve Kongre bazlı pek de çalışma yap(a)mamış. Onun yerine sergiler açmış, mektuplar yazmış, haber ajansları ile randevular almış vs.


Anlaşma Şartlarından bazıları:


  • Ödeme ve diğer masraflar
Sözleşmenin en ilginç hükümü para ödeme şekli: ''Hükümet (Türkiye) Alpaytac’a 1.420.000 (bir milyon dörtyüz yirmi milyon dolar) paranın bir milyon dolarını imza atıldığı gibi ödemeyi taahhüt'' ediyor. Washington’daki lobicilik işlerini azıcık takip eden herkes bilir ki, lobi şirketleri ile performansa dayalı ve aylık üzerinden (retainer) para ödenir. Anlaşılan miktarın üçte ikisinin imza ile ödenmesinin mantığı veya bir başka örneğini duymak çok isterim. 
Buna rağmen, daha önce Washington’da çalışmamış, Washington’da imza atıldığı tarihte ofisi dahi olmayan bir şirkete bir milyon dolarlık peşin para ödeme güveni nereden geliyor merak edilesi.
Yine Sözleşmeye göre, geri kalan 420 bin dolar ise ilk üç ayda ödenmiş. İlk üç ayda bütün parası ödenen bir şirketten, yılın geri kalanında çok yüksek bir performans beklenildiği ama bu beklentiyi Alpaytac’ın karşılaması için ne gibi bir motifi olacağı yine soru işareti.


  • Türkçe Bilen Elemanı ve Washington'da Ofisi Olması Şartı!
Bir milyonu peşin ödenen PR şirketine şart koşulanlardan bir diğeri şu: İmzalandıktan sonraki 30 gün içinde Alpaytac’ın Washington’da bir ofis açması! Ayrıca ‘’Türk ve Amerikan siyasi gelişmelerini anlayabilacek, Türkçe konuşabilecek en azından bir kişinin çalışıyor olması.’’ Yanlış okumadınız, Washington’da Türkiye için lobi yapacak şirketin ofisi yok ve gelişmelere hakim bir kişinin işe alınması şart koşuluyor! Bunlar zaten olması gerekmez mi? Washington’da ofisi olmayan bir şirket hangi bağları ve etkisiyle Türkiye lehine lobi yapabilir. Sorular, sorular.


  • Genç Siviller Bağlantısı
Sözleşmede imzası olan bir başka isim ise, Genç Siviller Grubu adına Ceren Kenar. Genç Siviller, Alpaytac’a, the Guardian-The Observer, Le Monde ve Washington Post’ta ‘Dünya Beşten Büyüktür’ adlı kampanya için ilanlar verilmesi için yaklaşık olarak 62 bin dolar para ödemiş. (Dün Bozkır’ın Washington gezisini anlatırken, hiç planlamadığım halde şu cümleye yer vermiştim: ‘’Gördüğüm PR anlaşma metnine göre, Alpaytac de Genç Siviller adına Ceren Kenar ile bir anlaşma imzalamış. Genç Sivillere tam olarak ne kadar ödendiğini göremiyoruz’’ Bu iki cümlenin ilki doğru, ikincisi ise yanlış. Genç Siviller burada ‘işveren’ olan ve onbinlerce doları Alpaytac’a ödeyen kurum, Alpaytac’dan para alan değil. Bu yanlıştan dolayı özür diliyorum. Günümüzdeki karmaşa ortamında insanların ‘yanlış’ yapabileceği değil muhakkak ‘art niyetli’ bir saldırı yapması farzediliyor, bu benim için doğru değil ve olmayacak. Bana twitter ve DM’den Genç Sivillerin nasıl fonlandığı ve bu paraları nasıl ödedikleri soruldu. Bunu bilmiyorum, websayfalarında yazarlar sanmıştım. Belki bir açıklama yaparlarsa iyi olur.)


Türkiye’nin ABD’deki Lobi Kanatları Kırıldı
Son 1 yıl içinde Türkiye lehine çok önemli lobicilik gücü olan Amerikan-Türk Konseyi (ATC) başkanı yerinden edilerek, ATC’nin Washington'daki o eski itibarı ve gücü kırıldı. DEİK, tamamen bir devlet kuruluşu haline getirilerek, ABD’deki değeri nötr hale getirildi. 50 eyalette de var olan ve etkili olan Cemaat yakını dernekler bilindiği gibi hükümet aleyhine çalışıyor. İşi bizzat lobicilik olan şirket olarak yaklaşık 1.5 milyon dolar ödenen şirketin ise Washington’da ne geçmişi var ne de düne kadar ofisi var.

Washington'ın en güçlü lobisi olan Amerikan-Musevi lobisi de, Erdoğan'ın anti-semite olarak algınanan sözleri ve Türkiye-İsrail ilişkilerinin kötülüğünden dolayı, Türkiye lehine lobi yapmaktan vazgeçti. Bu lobi, Türkiye için önceki yıllardaki en güçlü yardımcılardan biri idi Washington'da.


2015 yılındaki Nisan ayına, yani 1915 Ermeni tehcirinin 100. yılına yavaşça ilerliyoruz. AKP hükümetinin ABD lobi kanadı kırık ve dökük. Daha doğrusu AKP bu kanadı kırdı ve döktü.


Sözleşmenin Tam Metni:

Not: Yukarıdaki konularla ilgili hem Alpaytac'a hem de Büyükelçiliğe ulaşarak yukarıda soruduğum bazı soruların cevabını arayacağım. Yeni cevaplar gelirse yeni bir blog yazacağım.

Update 1: Genc Sivillerin odemelerini gosteren FARA dokumani: http://www.fara.gov/docs/6224-Supplemental-Statement-20141230-1.pdf

Update 2: Alpaytac ile yapilan sozlesmenin baska bir linki, bircoklari yukaridakini acamamis: http://www.fara.gov/docs/6224-Exhibit-AB-20140523-1.pdf

AB Bakanı Volkan Bozkır'ın Washington Ziyaretinin Artı ve Eksileri

Bozkır’ın Washington’daki Artı ve Eksileri

ilhan Tanır


Bozkır’ın Artıları:
  • Bakan Bozkır’ın Washington’a gelmesi başlıbaşına olumlu bir adım. Bundan birkaç yıl önce her ay gelmesine alışık olduğumuz AKP delegasyon veya bakanları yerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mayıs 2013’den hemen sonra meydana gelen Gezi protestolarından itibaren hükümet yetkilileri oldukça seyrek geliyor Washington’a. Tabi bunda AKP hükümetinin Gezi ile birlikte yaşadığı zedelenmenin etkisi çok büyük.
  • Bozkır’ın kamuoyuna açık yaptığı bir konuşmadan sonra gazeteci ve diğer dinleyenlerden şeffaf bir şekilde soru alması da AKP hükümeti yetkililerinin son iki yılda çok nadiren gerçekleştirdiği olaylardandı. Sunumunu kısa tutan Bozkır, German Marshall Fund’da 45 dakika kadar bir zamanı dinleyicilerin sorularına ayırdı. Örneğin dışişleri eski bakanı Davutoğlu’nun Washington’daki konuşmaları genelde ayrılan süreyi çok daha aşarak, vakit yetersizliğinden çok az sayıda soru almasıyla biterdi.
  • Büyükelçilikte düzenlenen ve başkentteki Gülen Grubuna yakın medya mensuplarının çağrılmadığı basın toplantısının olumlu yönü, sınırsız bir şekilde Bozkır’ın bütün soruları cevaplamaya hazır olması idi. 2 saate yakın süren toplantıda Bozkır, basın özgürlüğü ile ilgili eleştirileri hoşlanmasa da dinledi, gazetecilere cevaplar vermeye çalıştı. Aynı şekilde gazetecilerin, Büyükelçiliğe çağrılmayan gazeteciler ile ilgili eleştirilerini de dinledi, not aldı. Önceki tecrübelerden hareketle, yüzünü asan ve sinirli olduğunu gizlemeyen bazı bakanlara hatırlandığında, Bozkır kısa aralıklar sonra gülümsemesini geri kazandı, şakalaştı, basın mensuplarının ellerini sıktı ve başarılar diledi. Bu çok medeni ve yakın davranışlardan dolayı teşekkürü hak etti.

Eksiler:
  • Bu eksilerin hiçbiri Bozkır’ın kişisel özelliklerinden değil, Türkiye ile ABD ilişkilerinin geçirdiği zor durum ve aynı şekilde mensubu olduğu AKParti hükümetinin geçirdiği zor durumlardan kaynaklanıyor. Diğer bir deyişle ‘it s not personal, it’s business.’
  • Bozkır, Washington’a gelişinin iki ana sebebinden biri olarak Trans Atlantik İşbirliği Anlaşması olduğunu söylemesine rağmen, Amerikan yönetiminden herhangi bir yetkili ile görüşmemiş olması oldukça ilginç. Bu soruyu kendisine sormama rağmen, ‘yönetim ile görüşme yapmadım’ demekle yetindi. Kongre’de ilgili milletvekilleri görüşmüş olsa da, Beyaz Saray, Dışişleri veya ABD Ticaret Temsilcisi ile bir görüşme yapamamış olması gezinin en büyük eksikliklerinden. Yönetimden talep edildiği kadar üst düzey bir yetkili ile randevu alınanamış olduğu ilk akla gelen.
  • Bozkır daha önceki Washington ziyaretinde basınla görüşme yapmamış, hükümete yakın bir gazeteye verdiği mülakat ile gezisini geçiştirmişti. Bu durum tabi ki kabul edilemezdi. Geçtiğimiz yıl İçişleri bakanı Efgan Ala’nın Washington ziyaretinde yapılacağı haber verilen basın toplantısı ise son dakikada iptal edilmiş, ama ne hikmetse Ala yine hükümete yakın bir gazeteye konuşacak kadar vakit bulmuştu, ve böylece kendi istediği mesajları vererek başkentten ayrılmıştı. Bu kez de ‘basın sohbeti’ nin son dakikaya kadar erteleneceğini düşündüm. Bozkır, Ankara’dan gelen talimatlar yönünde Gülen’e yakın medya mensuplarını akreditasyon uygulayarak basınla görüştü. Bu durumun Bozkır’ın ziyaretine büyük gölge düşürdüğü bir gerçek. Özellikle GMF’de yaptığı konuşma sonrası, Amerikalı dinleyiciler önünde bu basın sohbetine davet edilmeyen gazetecilerin kendisine çıkışması, Bozkır’ın Washington’da vermek istediği mesajlardan bazılarını (Türkiye'nin gelişen demokrasisi, artan özgürlükleri vs.) adeta boşa düşürdü. Toplantıya gelenlerin o ortamda bulunmayanlara toplantı ile ilgili olarak vereceği özetin içinde muhakkak bu gazeteci-bakan sürtüşmesi olacaktır. ‘Türkiye’nin özel durumu’ şeklinde bu tür zor durumları açıklamak da imkansız. Bundan çıkan ders şu: Ya bazı Ortadoğu rejimlerinin yetkilileri gibi ya bu tür ‘riskli’ ve kamuoyuna açık toplantılara katılmayacak (yani ikinci sınıf bir demokrasi olduğunu kabul edecek) ya da katılınıyorsa gazetecilere akreditasyon gibi (sebebi ne olursa olsun) çağdışı yöntemleri kullanmıyor olacaksınız.
  • Bozkır’ın Kongre ziyaretleri yapmasına, Türk Dostluk Grubu eşbaşkanlarını ve TTIP anlaşmalarından sorumlu komite başkanı Keating’i görmesine rağmen, bir gün sonra 88 milletvekili tarafından imzalanmış ve Türkiye’yi ağır bir şekilde eleştiren bir mektuptan bihaber olmasının ne büyük ve derin bir sıkıntıyı anlattığını anlatmak çok güç. 88 milletvekilinin yanısıra en az 100 milletvekiline daha bu imzalı metnin sunulduğu tahmin edilirse (belki daha fazla), bunca milletvekili ofisinin birisinin dahi Washington’daki Büyükelçiliğe böyle bir mektuptan haber vermemesini benim havsalam halen almıyor. Bu demektir ki Washington'daki Büyükelçiliğin yüzlerce milletvekili ofisi içinde kendisine yakın bulduğu ve ilişki içinde bulunduğu milletvekilini bırakın bir çalışan da mı yokmuş? Büyükelçilik ile Kongre arasındaki ilişkiler hakkında ciddi bazı soru işaretleri doğuruyor bu durum.
  • Türkiye geçtiğimiz Mayıs ayında Alpaytac Inc isimli, Şikago merkezli bir PR kuruluşu ile yıllığı 1.4 milyon dolarlık bir anlaşma yapmıştı. Şikago merkezli bir PR şirketinin Washington’da ne denli etkin olduğunu bu mektup sagası da göstermiş oldu. (Gerçekten Washington DC'de lobi şirketi mi kalmamıştı?) Bu arada hiç adet olmadığı şekilde bu PR şirketine bir milyon doların peşin, geri kalan 400 bin doların ilk üç ayda ödendiğini söylemiş miydik? Bu durum lobi şirketleri ile ülkeler arasındaki anlaşmaların çok dışında ve normal olmayan bir durum. (Gördüğüm PR anlaşma metnine göre, Alpaytac de Genç Siviller adına Ceren Kenar ile bir anlaşma imzalamış. Genç Siviller, Alpaytac'a 62 bin dolar civarında para ödemiş e tam olarak ne kadar ödendiğini göremiyoruz.) Bu PR şirketine geçen haftaki bozgunun hesabı soruldu mu? Soruldu ise sonuç?