Friday, July 03, 2015

Suriyeli Kürtler, Türkiye-ABD İlişkilerini Zorluyor

Suriyeli Kürtler, Türkiye-ABD İlişkilerini Zorluyor

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü John Kirby, Türkiye'nin Suriye içinde tampon bölgesi kurması planları ile ilgili olarak günlük basın toplantısında yorumunun sorulması üzerine: ''ABD, Türkiye'nin IŞİD'in kuzey Suriye'de olması ile ilgili endişelerini paylaşıyor. IŞİD'in bulunması, Türkiye'ye ve Koalisyon ortaklarına tehdit oluşturmaktadır. IŞİD ile mücadele için birçok Koalisyon üyeleri farklı yardımlar yapması gerekmektedir. Bu sadece Türkiye değil, Koalisyonun da sorunudur. Irak'dan ve Suriye'den gelmiş yaklaşık 2 milyon göçmene karşı olarak Türkiye hükümeti ve halkının yaptığı olağanüstü cömertliği ve yardımı için tekrar teşekkür ediyoruz. Yabancı savaşçıların Suriye'ye gitmesini engellemek için hepimiz daha fazlasını yapabilmeliyiz'' dedi.

Suriye'de tehdit IŞİD, PYD değil
Türkiye'nin PYD'nin Jarablus da dahil olmak üzere, Suriye'nin kuzeyinde güçlenmesi ve varlığını tehdit olarak görürken, ABD'nin PYD'ye hava saldırıları ile destek vermesi ile ilgili Türkiye ve ABD arasındaki büyük politika farklılığı sorulduğunda ise Kirby, Suriye'deki 'büyük sorunun IŞİD'in varlığı ve tehdit oluşturmasını'' gösterdi ve savaşın odağının da IŞİD olacağını tekrar ederek şunları söyledi: ''Biz Türk meslekdaşlarımızla sürekli bu konuları görüşmekteyiz ve bu gruplarla ilgili onların güvenlik endişelerini anlamaktayız. Onların endişelerini anlıyoruz ve IŞİD ile ilgili endişelerini anlıyoruz. (Türkiye) önemli bir ortak ve müttefiktir ve bunun gereği de bazı önemli sorunlarımızı bizim konuşabilmemizdir. Ama buradaki büyük sorun, Irak ve Suriye'de IŞİD'in büyümesidir, genişlememiş olsa da bölgesel ve bütün müttefiklerimize tehdit oluşturmaya devam etmesidir.'' 

Ankara'nın iddiası PYD-Esad Ortaklığına ABD'den yorum yok
Yine AKP hükümetinin son zamanlarda Suriye içinde tampon bölge kurulması ve PYD'ye karşı pozisyon alma nedenlerinden biri olarak gösterilen, PYD'nin Esad rejimi ile birlikte hareket ederek, ılımlı Suriye muhaliflerine karşı çalıştığı iddiaları sorulduğunda ise Kirby şunları söyledi: ''Spesifik olarak Esad rejiminin kiminle anlaşmalar yaptığını bilmiyorum. Önemli olan şey, Irak ve Suriye içinde yaklaşık 62 ülke tarafından verilen kavga IŞİD'e karşıdır ve bu ortak düşmandır ve odak noktasıdır. Bu grup -ki Esad gücünü ve meşruluğunu kaybetmesi sonucu Suriye içindeki geniş topraklarda büyümesine ve yaşamasına izin verilmiştir'' dedi.

ABD Yetkilisi: Kavga IŞİD ile PYD değil
Yine Washington'da, ABD yönetiminden ismini vermeyen bir yetkili, Türkiye'nin PYD ile ilgili endişeleri ve ABD'nin bakışı sorulduğunda şunları söyledi: ''Bu endişeleri anlamaktayız. Bu endişeleri (Türkiye) sürekli bize bildirmektedir. .. PYD hakkında bazı endişeleri olduğunu da anlıyoruz ama Suriye içindeki kavga IŞİD'e karşıdır'' demekle yetindi.

ABD yetkilisi: Türkiye PYD değil IŞİD'in tehdit olduğunu anlıyor
Bu mesajın Türk yetkililere ulaştırıldırılıp, ulaştırılmadığı konusundaki sorulara ise konunun hassaslığından dolayı ismini vermek istemeyen ABD Dışişleri Bakanlığından üst düzey yetkili şunları söyledi: '' Biz sürekli bu konuları zaten (Türkiye ile) konuşmaktayız. Bir mesajın ulaştırılması falan konusu değil. Bunu iyi anlıyorlar zaten. Koalisyonun anahtar konumundaki üyelerinden birisi zaten. Koalisyona yardım etmiyor falan değiller'' dedi.

Türkiye-ABD İlişkileri Zorda
Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde PYD ve Suriye Kürtleri nedeniyle çok ciddi bazı sıkıntılar olduğu soruları ile ilgili olarak ise üst düzey yetkili, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin zor bir dönemden geçtiği ve PYD yüzünden daha da zorlaştığı yorumuna itiraz etmedi. Eklediği ise şu oldu: ''Türkiye önemli bir ortak. Koalisyona (IŞİD karşıtı) yardım etmektelar. Sahip oldukları endişeleri konuşuyoruz. Ama Türkiye ile ilişkilerim çok güçlü ve buna devam etmek istiyoruz.''

Henri Barkey: Aynı filmi mi izliyoruz?
Washington DC'de Türkiye ve bölgesi konuları yanısıra, Kürt gelişmelerini de yakından izleyen uzman Henri Barkey'nin yorumu ise şöyle oldu:
''Luzumsuz luzumsuz Ankara yetkilileri karsilarina dusman olmayan bir grubu son derece asilsiz ithamlarla--bombalanan hastahaneler falanla--kendilerine ve Turkiye kamuoyuna sunmaktadirlar. Ayni seyi 90'li yillarin sonunda da gorduk Irak'ta. Ne oldu sonra, Kuzey Irak hukumeti Turkiye'nin ender muteffiklerinden biri haline donustu. Ayni filmi mi seyrediyoruz?''

Tuesday, June 30, 2015

Obama'nın Yeni Yetkisi Türkiye'yi Zarara Uğratabilir

Obama'ya Hızlı Yöntem Yetkisi ve Türkiye
ilhan tanir

AB - ABD Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTYO) olarak adlandırılan serbest pazar kurma girişimlerinin hızlandırılması için ABD Kongresi geçen hafta önemli bir adım attı. "Hızlı yöntem (TPA - Trade Promotion Authority)" yetkisi olarak bilinen adım, hem Temsilciler Meclisi hem de Senato tarafından kabul edilerek Beyaz Saray’a verildi.

Bu yetki ile Beyaz Saray, AB ile yapacağı serbest pazar müzakerelerinde daha geniş yetkilere sahip olacak ve Kongre anlaşma metni hakkında değiştirme önerisi sunamayacak. TÜSİAD'ın Washington temsilcisi Barış Ornarlı'ya göre, ''bu yetki ile birlikte ABD Yönetiminin imzaladığı serbest ticaret anlaşmaları Kongre'ye sunulduğunda tümüyle (bir paket olarak) onaylanır veya reddedilir. Ek düzenleme, değişiklik yapılamaz. Bu müzakerelerin hızlandırılması açısından son derece önemli.''


Türkiye'nin Zararı Büyük Olabilir
ABD ve AB ile yoğun ticari ilişkiler içinde bulunan ama TTYO'ya dahil olmadığı için bu ortaklıktan mahrum kalacak olan Türkiye gibi ülkeler ise, Almanya merkezli Institute for Economic Research’e göre azınsanmayacak derecede bir gelir kaybına uğrayacak. ABD ile AB arasında yapılacak böyle bir anlaşmada, Türkiye, AB ile gümrük anlaşmasına sahip olduğundan dolayı, ABD'den gelecek mallar da gümrüksüz olarak Türkiye'ye girebilecek. Bu durum, Almanya merkezli Institute for Economic Research’e göreTürkiye için ulusal gelirinin yüzde 2,5’i oranında yıllık bir kayıba uğraması sözkonusu.

TPA'in onaylanması sayesinde bundan sonra TTYO anlaşmasının hızlı bir şekilde tamamlanması öngörülüyor. Ornarlı'ya göre, sona gelinen müzakerelerin 31 Temmuz tarihine kadar tamamlanması, ondan sonra da Kongre'nin onayına sunulması bekleniyor. Neticede, bir engel görülmez ise sonbahara TTYO onaylanarak yürürlüğe girebilir.

TPA verilmesi sayesinde TTYO müzakereleri de önemli ölçüde ivme kazanmış olacak.

Friday, June 26, 2015

US Continues to oppose Turkey's buffer zone plans in Syria


Answers, below, provided by an official from US State Department. 
Ilhan Tanir

Question 1: Acc to Turkish FM report obtained by Hurriyet (below), Turkey thinks that a buffer zone can be created in the region free of al-Assad forces and ISIL. How the US government think of this plan? Does the US govt support the idea? 

Answer to Question 1:
“Our position on a proposed no-fly or other military-enforced zone has not changed.  The creation and enforcement of no-fly zones and other military-enforced zones present significant challenges, including military, humanitarian, and financial challenges, which we must consider in the context of our broader Syria policy.  We constantly evaluate potential options for supporting the moderate Syrian opposition.”      

US urges PYD to fulfill their public pledges re Tel Abyad 
Question 2, How the US govt. comment the following: "The reaction to the PYD’s forcing out of Turkmens and Arabs in the region, and replacing them with Kurds, has been conveyed to the United States, the United Nations, the U.N. Security Council, the European Union Commission and NATOsecretary-general. The U.S. has recognized Turkey’s claim and conveyed it to the PYD administration at the highest level. "

Answer to Question 2:
“We treat any such allegations quite seriously and have made clear to all actors that such behavior is unacceptable.  We will look more closely at these accusations to determine whether there is any veracity to these claims.  We call on those who will now participate in administering the town to do so inclusively and with respect for all groups – regardless of ethnicity.  The PYD and the YPG have publicly stated that Tel Abyad residents who have fled are welcome to return home, adding that it will leave the administration of the town to civilian committees.  We welcome this statement, urge them to fulfill their public pledges, and will continue to encourage all forces in Tel Abyad to help set conditions for the return of refugees.  It is essential that anti-ISIL forces make concerted efforts in Tel Abyad and in other liberated areas to administer inclusively, protect local populations and property, set conditions for the return of refugees to their homes, and promote and protect human rights.  This is critical to hold and stabilize territory recaptured from ISIL.”





Full report is here: 

ABD, Türkiye'nin yeni tampon bölge planlarına karşı

ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Türkiye'nin PYD'nin son zamanlarda Tel Abyad zaferi sonrası bu bölgelere 'tampon bölge kurma planları' hakkındaki sorulara karşılık özel açıklamalarda bulundu.

Bugün YeniÇağ gazetesinde, önceki cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eski danışmanı Ahmet Takan da, Türk Ordusu ve Dışişleri bürokrasinin bir süredir Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu tarafından Jarablus'a müdahale emrine karşı çıktığını yazdı

ABD, Türkiye'nin yeni tampon bölge planlarına karşı
Geçen hafta Hürriyet Gazetesinde Deniz Zeyrek tarafında yapılan haberde, Türk Dışişlerinde hazırlanan bir rapora atıf yapılmıştı. Türk Dışişlerinde hazırlanan bu rapora göre, Türkiye, Esad ve IŞİD güçlerinden özgür olan bölgede bir tampon bölge kurma planları yapıyordu. ABD Dışişleri yetkilisi ise, bu planlara karşı ABD'nin tutumu sorulduğunda, ABD'nin 'tampon' veya 'uçuşa yasak bölge' ihtimallerine karşı olmayı sürdürdüğünü şu cümlelerle açıkladı:
''Uçuşa yasak ve diğer türlü askeri güçle kurulacak bölgeler hakkındaki pozisyonumuz değişmedi. Uçuşa yasak ve diğer türlü askeri güçle kurulacak bölgeler askeri, insani ve mali zorlukları barındırmaktadır -ki biz bu zorlukları daha geniş Suriye politikası içinde değerlendirmek zorundayız. Ilımlı Suriye muhalefetini destek için potensiyel ihtimalleri ise değerlendirmeyi sürdürüyoruz.''  

ABD: PYD'nin Verdiği Sözleri Tutmasını Bekliyoruz
Aynı ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, yine Türkiye'de AKP'ye yakın medyada ağırlıkla yer alan PYD'nin 'etnik temizlik' yaptığı konusundaki iddialar ile ilgili olarak da şunları söyledi: '' Biz bu tür her iddiayı çok ciddiye almakta ve bütün aktörlere bu tür hareketlerin kabul edilemez olduğunu bildirmekteyiz. Bu iddiaların gerçek olup olmadığı konusuna daha yakından bakacağız. Biz, bu şehri (Tel Abyad) yöneteceklerin bunu kapsayıcı ve bütün gruplara saygı içerisinde, etnik ayrım gözekmesizin yapması çağrısında bulunuyoruz. PYD ve YPG kamuoyu önünde, Tel Abyad'da oturanların evlerine dönüşünü memnuniyetle karşılayacağını, ayrıca şehrin yönetimini sivil komitelere bırakacağını açıkladı. Bu açıklamayı memnuniyetle karşılıyor, kamuoyuna verdikleri bu sözleri tutmalarını ve Tel Abyad'dan göçenlerin geri gelmesi için şartların hazır etmelerini teşvik ediyoruz. Anti-IŞİD güçlerin ortak gayretle Tel Abyad'da ve diğer özgürlüğüne kavuşmuş yerlerde kapsayıcı şekilde yönetmesini, yerel nufusü ve varlıkları korumalarını, göçmenlerin kendi evlerine dönmeleri için şartların hazırlanmaları, ayrıca insan haklarını koruma ve yüceltmeleri hayatidir. IŞİD'den geri alınan bölgelerin elde tutulması ve istikrara kavuşturulması için bu kritik önemdedir.''

Friday, May 29, 2015

Kerry'nin Insan Haklari & Ozgurluk Mektubu

ABD'den Türkiye'deki insan hakları ihlallerine tarihte görülmemiş müdahale sinyali

Cumhuriyet'te bugun yayinlanan "ABD'den Tarihi Uyari Yolda" haberinin genisletilmis sekli asagidadir:

ilhan Tanır/Washington

ABD Dışişleri Bakanlığı, daha önce tarihte örneği olmayan bir şekilde, Türkiye ile yakın zamanda 'periyodik stratejik uygulama'' başlatarak, Türkiye'deki insan hakları ihlalleri ve özgürlük sorunlarını sürekli olarak ilişkilerde gündemin önlerinde görüşmeye almayı düşündüğünü Kongre'ye bildirdi.

-------

ABD'den Tarihte Bir İlk













ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin, 
Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinin liderleri tarafından iki ay önceki bir mektupla önerilen Türkiye'deki insan hakları ihlallerine ağırlık verilmesi için resmi bir dialogun kurulması teklifine sıcak baktığı öğrenildi. Kerry'nin bu yönde Kongre'ye yazdığı cevabi mektuba ulaşildı. 

Geçtiğimiz günlerde Kongre'ye gönderilen mektupta, ABD Dışişleri Bakanlığı, Kongre liderlerinden gelen ve Türkiye'de artan özgürlük sorunlarının ağır bir dille eleştirildiği endişeleri paylaştığını kaydediyor. 

Temsilciler Meclisindeki kaynakları tarafından elde edilen ve kamuya açık olmayan mektupta ayrıca, ''bu konularda (insan hakları ve hukukun üstünlüğü, sivil toplum kuruluşlarına baskılar) Kongre üyelerinin önerdiği Türk hükümeti ile resmi bir diyalogun kurulması fikrini memnuniyetle karşılıyoruz,'' deniyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, mektubunda yazdığına göre, bu öneriye benzer bir şekilde ''Türkiye'deki insan hakları ve medya özgürlüğü görüşmelerinin en öne çıkacağı ''periyodik stratejik dialogu'' uygulamayı düşünüyor. Bu stratejik diyalogun uygulanmasının gelişimi konusunda, Bakanlığın Kongre Komitesini ve uzmanlarını informe edileceği de belirtiliyor.

''Biz (ABD Dışişleri Bakanlığı) Türkiye'deki insan hakları ve medya özgürlüğü görüşmelerinin en önde olacağı periyodik stratejik dialogu uygulanmasını düşünüyoruz.''

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinin Başkanı Cumhuriyetçi Edward Royce ve kıdemli Demokrat Eliot Engel’in de imzasının bulunduğu, Demokrat Milletvekili William R. Keating tarafından hazırlanan önceki mektupta, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’den “Türkiye ile resmi bir diyalog mekanizması kurularak’’  insan hakları ihlalleri ve yargı süreci gibi konuları sürekli görüşmesini talep etmişti.

5 Dış İlişkiler Komitesi üyesi milletvekilinin imzalarıyla gönderilen mektupta, ABD Dışişleri’nin “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve diğer üst düzey Türk hükümeti yetkilileri ile görüşmelerde, medya özgürlüğü, güçler ayrılığı, insan hakları ve hukukun üstünlüğü’ konularının önemine vurgu yapılmasına devam edilmesini” ısrarlı biçimde talep etmişti.

Temel Özgürlükler Baskı Altına Alınıyor
Kerry'nin adına yasama işlerinden sorumlu yardımcısı Julia Frifield tarafından hazırlanan ve birkaç gün önce Kongre'ye gönderilen cevabi mektupta da Türkiye'deki insan hakları ihlallerinin ulaştığı sorunlardan kaygıyla bahsediliyor: ''barışçıl toplanma ve dernek kurma özgürlüğü de dahil olmak üzere, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve temel özgürlükler hakiki bir demokratik devletin temeli olduğunda hemfikiriz. Biz, temel özgürlükleri baskı altına alan ve sivil toplumun denetleyici gücünü zayıflatan Türkiye'deki olanlar hakkındaki endişelerinizi paylaşıyoruz.''

Mektubun o bolumu:


Bakan Kerry'nin mektubunda ayrıca bu endişelerin özel görüşmelerde Türk yetkililere iletildiği gibi kamu açıklamalarında da kaydedildiğini ekleyerek, en son Aralık 14'de ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından, Türkiye'deki basın özgürlüğü, adil yargılama, yargı bağımsızlığı ve gazeteci tutuklamalarına dair yapılan açıklamayı örnek olarak gösteriyor. Bunun yanısıra yine ABD Dışileri yetkilisi Tom Melia ve Bakan yardımcısı Victoria Nuland'ın Türkiye ziyaretlerinde, sivil toplum kuruluşları ile görüşmelere değinilirken, ABD'nin Türkiye'deki sivil toplum kuruluşlarını testeklemesinin, ABD'nin Türkiye ve Türk halkına olan sorumluluğunun kritik unsurlarından biri olacağı ifade ediliyor.


Tarihte Olmadı
1993 ile 1998 yılları arasında o zamanki Bill Clinton yönetiminin Dışişleri Bakanlığında İnsan Hakları, Demokrasi ve İşçi Hakları konusunda Bakan yardımcısı olarak çalışmış John Shattuck, verdiği ozel demeçte, kendi dönemlerinde böyle özel bir mekanizmanın kurulmadığını kaydetti. Washington'daki 2 ayrı Türkiye uzmanı ile bir ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi de, Türkiye'deki insan hakları ihlallerine yönelik olarak bu tür bir mekanizmanın daha önce yapılmadığını kaydettiler. 

AKP dönemindeki özgürlük ihlallerinin alarm verici bir seviyeye erişmesinin, Washington'da ABD yönetimi üzerinde büyük bir baskı oluşturduğu, bunun da ABD yönetiminin yeni yollar bularak, AKP yönetimine rahatsızlığı aktarmak istediği görülüyor. 



Kongre Mektubu Erdoğan'a Ateş Püskürmüştü
Bakan Kerry'nin de içindeki endişeleri paylaştığını ifade ettiği Kongre mektubu Mart ayının 27'sinde ABD Dışişlerine sunularak Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında da ağır sözler kullanılmıştı: ''İnsan hakları, medya özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü ABD’nin Türkiye’ye yönelik politikasının önemli bir parçası olmadıkça, Erdoğan’ın muhtemelen kendisini eleştirenlere, muhaliflere ve kendi politikasıyla aynı fikirde olmayanlara baskıyı artırarak, Türkiye’nin demokratik mirasını daha çok aşındırmasından çok endişeliyiz. Bu da Türkiye’yi giderek ABD’den ve Avrupa’dan uzaklaştırarak muhtemelen kendi toplumu içinde istikrarsızlığı provoke edecektir.''

Tuesday, May 26, 2015

BU KEZ PENTAGON ÇAVUŞOĞLU'NU YALANLADI:

Pengaton sözcülerinden binbaşı James B. Brindle, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun söylediği gibi ABD İle Türkiye'nin eğit- donat kapsamına aldığı Suriyeli muhaliflere sahada havadan yardım gönderme konusunda ‘prensipte anlaştığı’ ' demeci sorulduğunda şunları söyledi:  ''(bu anlaşmayı yaptığımızı) doğrulayamam. Görüşmelerimiz devam ediyor ve herhangi bir karar alınmış değil.''


Sunday, May 24, 2015

ABDli Uzman Rubin'den Gülen Hareketi Yorumları

Geçmiş yıllarda Gülen Hareketi ile ilgili ağır eleştirel yazılar yazmış, Gülen'in Türkiye'ye İran'ın ruhani lideri ve Devriminin babası Humeyni gibi döneceğini iddia etmiş Washington, DC'deki uzman Michael Rubin, Gülen Hareketi ile ilgili fikrini değiştirdiğini ifade eden 'Fethullah Gülen'i yeniden değerlendirmek' başlıklı oldukça ilginç bir yazı kaleme aldı.

Washington'daki muhafazakar ve neo-con olarak da bilinen American Enterprise Enstitu'de Kürt konuları, Ortadoğu konulari uzmanı olarak çalışan Rubin, yazısında 'Gülen Hareketini yanlış okumuş olabilirim' derken, bunun için özür de diledi. Eski bir ABD Savunma Bakanlığı çalışanı da olan Rubin, hem Gülen hakkında değişen görüşlerini hem de seçimleri WashingtonPoint için değerlendirdi:

Neden Gülen Hareketine karşı görüşünüz değişti?
Muhtemelen hem Gülen Hareketi üyeleri hem de kendisinin (Gülen) uzun dönemde revizyona gittiklerini gördüm. Geçmişte Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ortaklık yapmış olsalar da, şimdi durumu anladıklarını ve artık hedeflerinin Erdoğan ile örtüşmediği ortada. 
Kurumların gücünün aşındırılmasının tehlikelerini öğrendiklerini ve adaletsiz hale gelmiş kurumların herhangi birine (kendileri de dahil, IT) düşman olabileceğini anladılar. 
Onlar hakkındaki değişen düşüncelerim hem yazdıklarını takip ederek hem de Gülen üyeleri ile etkileşim halinde bulunmamdan doğdu. 

''Gülen Grubu Doğru Yolda''
Ben halen Hareketin destekçisi değilim. Yalnız hareketler zamanla dönüşebilir. Geçmişte kendilerinin gizliliği ve sessiz hedefleri hakkında daha şüpheci idim. Kanaatim, gerek Gülen gerekse Erdoğan'ı değerlendirirken, uzun dönemli trendlerinin ne yönde olduğuna bakmak gerekir ve Gülen Grubunun doğru yolda olduğuna inanıyorum.

Yargı
Önceki dönemde daha çok laikleri hedef almış sahte deliller de, şimdi yine bozuk delillerle Gülencilerin hedef alınması yanlıştır. 

Liberaller, Milliyetçiler ve Gülenciler
Modern Türk tarihinde, Atatürk dışında, bir kişi tarafından domine edilen bir partinin, domine aktör ayrıldıktan sonra varolduğu görülmemiştir. Örneğin Adnan Menderes veya Turgut Özal'ın partileri, kendileri öldükten sonra yaşamamıştır. Şimdilerde Erdoğan, partisi adına daha çok kuvvet topladıkça, ironik bir şekilde, partisinin yeni bir dönemde yaşamasının önüne geçiyor.
Gülen takipçileri ise, şimdilerde yere düşmüş ve oyun dışı kalmış olsalar da, daha uzun vadede, Türkiye'nin 2. yüzyıla başlamasıyla, uzun bir dönem daha yaşayacaktır. Yeni yüzyılla birlikte Türk Milliyetçileri, liberalleri ve Gülen takipçilerinin beraberce çalışmaları mümkün olabilir. 

''Erdoğan'ın Gülen'i istemesi, Gülen'e ABD'de desteği artırıyor''
ABD yönetiminin uzun dönemde istikrarlı bir fikri var. O da şu: ABD yönetimindeki bazıları Gülen Grubuna pozitif bir güç olarak değerlendirirken, diğer bir kısım ise daha şüpheci yaklaştı. Fethullah Gülen'e gelirsek, kendisinin ABD'de meşru oturma vizesi var ve istendiği nedenlerin hiçbiri ABD'e suç sayılmıyor. Türk hükümetinin Gülen'i alma gayretleri, Erdoğan'ı daha da otokratik gösteriyor. Dahası, Gülen'i geri alma çabaları, onun ABD yönetimi içindeki desteğini artırıyor. Bütün bunlara eklemeliyim ki, Gülen'i Erdoğan'ın talebi doğrultusunda Türkiye'ye iade şansı sıfır ile hiç arasında bir yerlerde.

''Türkiye, Muz Cumhuriyeti''
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sevmediği insanların kapı dışarı istenmesini istemesi veya onları suçlaması Türkiye'ye giderek bir muz cumhuriyetine dönüştürüyor. ABD nasıl İran rejiminin istediği veya Putin'in talep ettiği siyasi muhalifi geri göndermezse, aynı şekilde Gülen de Türkiye'ye, Erdoğan'dan dolayı iade edilmez.

''Gülenciler Geçmişten Ders Aldı''
Gülen Hareketinin yaptığı yanlışlardan öğrendiklerini, Hareketin takipçilerinin gücü kötüye kullanma konusunda eskisi kadar açık olmayacağını düşünüyorum.

Gülen'in ABD'deki Okulları
Ben bir yahudiyim ama üniversiteye gidene kadar Hristiyan (Katolik) okullarında okudum. Bu okullar çok iyi olduğu için talep de almakta. Gülen Hareketinin gücü de eğitimden geliyor. ABD dışında Orta Asya, Balkanlar, Afrika hatta Iraki Kürdistan'daki okulları. Tanıştığım çoğu yabancılar, bu okullardan hep iyi bahsediyor ve bu okulları 'Türk okulları' olarak adlandırıyorlar.

Gülen okullarının ABD'deki sorunları daha çok yönetim kurallarına uymaktaki bazı sıkıntılardan geliyor. Vize sıkıntıları gibi örneğin. Bazıları bunlardan dolayı kapatılabiler de ama sonuçta bu okulların çalışacağına inanıyorum. Normalde iyi eğitim alamayacak çocuklara iyi bir eğitim vermenin kınanacak bir tarafı yoktur. Bu okullarda doktrine ve telkin, gizli bir topluluk olması bağlamındaki şüphelerim var ama bu şüphelerimin tümüyle haklı olduğunu söyleyemem. 

''Umut Ederim Seçimler Ertelenmez''
Öncelikle seçimlerin 15 gün içinde yapılacağını umut ederim. (Seçimlerin ertelenebileceğini düşünmemin) nedeni Türkiye'nin Suriye'ye askeri operasyon laflarını duymam -ki bu ne Suriye'de ne de başka bir yerde konuşuluyor. Anladığım, Erdoğan beğenemeyeceği bir seçim sonucu öncesi bir kriz ortaya çıkarmak isteyebilir. Eğer seçimler bir koalisyona götürürse bunun Türkiye için iyi bir sonuç olacağına inanıyorum. 

Ordu-Hükümet İlişkileri
Birbirleri arasında çok az bir güven olduğu görülüyor. AKP hükümeti, Türk Ordusunu zayıflatmayı başardı, bunu da aktif bir şekilde çalışarak yaptı. Ordunun içindeki ideolojisini de bürokrasi yoluyla değiştirmeye çalıştı.Buna rağmen Türk ordusu halen dürüstlüğe ve onura sahip. İşte tam bundan dolayı da Erdoğan, örneğin Suriye politikasını askeri olmayan, örneğin MİT gibi birimler yoluyla izleyebiliyor.

Monday, April 20, 2015

Washington'daki Çavuşoğlu'na Beyaz Saray'dan Yalanlama

Washington'daki Çavuşoğlu'na Beyaz Saray'dan Yalanlama


Dışişleri Bakanı olmasından beri ilk kez Washington DC'ye ayak basan Mevlüt Çavuşoğlu, Pazar günü Maryland'da bitim aşamasında olan Türk Camisinin ziyareti esnasında yaptığı bir konuşmada Başkan Obama'nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile birlikte camiyi açmaya söz verdiğini söyledi. Çavuşoğlu şunları söyledi: "Cumhurbaşkanı Erdoğan, telefon görüşmesinde Obama'ya merkezi birlikte açma teklifinde bulundu. Obama da teklifi prensipte açılışa katılmaya evet dedi."


Beyaz Saray Milli Güvenlik Konseyi sözcülerinden Mark Stroh'in email ile yaptığı açıklamaya göre, Başkan Obama böyle bir merasime katılma sözü vermedi. Beyaz Saray, 'Başkan Obama'nın böyle bir angajmanı hakkında herhangi bir açıklamamız yok' dedi.


Beyaz Saray kaynakları, hiçbir şekilde böyle bir planın olmadığının altını çizdi.


Beyaz Saray'ın İlk Yalanlaması Değil
Beyaz Saray'ın açıkça bir müttefik ülkenin liderini veya bakanını yalanlaması sıradan olaylardan değil. Bundan bir yıl önce de 19 Şubat tarihinde yapılan Obama-Erdoğan telefon görüşmesinde, Erdoğan'ın bir TV röportajında Obama'nın Fethullah Gülen'in iadesine sıcak baktığı yönündeki sözleri, yine Beyaz Saray tarafından yalanlanmıştı.

Çavuşoğlu yarın Beyaz Saray'a giderek Obama'nın Milli güvenlik Başdanışmanı Susan Rice ile de görüşecek.