twitter

Friday, March 27, 2015

ABD: Güvenlik Paketi temel özgürlükleri erozyona uğratmamalı

İçgüvenlik Paketi ile ilgili ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jeff Rathke, günlük basın toplantısında sorulan sorulara cevap verdi.

Rathke şunları söyledi: ''Güvenlik paketinden haberdarız. Toplanma hakkının sınırlandırılmasının demokratik toplumları zayıflatacağına inanıyoruz, güçlendireceğine değil. Biz, Güvenlik paketinin farklı görüşler için alanları azalttığı hakkındaki sivil toplum aktörlerinin ve başkalarının endişelerini paylaşıyoruz. Türk yetkilileri ile yargı sürecini garantiye alacak adımların atılmasının önemini ve yasal değişikliklerin temel özgürlüklerin erozyona uğratmayacağına dair güvenin yenilenmesi hakkında görüşmeye devam ediyoruz.

US: Concerned w Turkish Security Bill that would reduce space for diverse points of view


Acting Deputy Spokesperson of the State Dept.

03-27-2015 - Friday at the US State Dept.

Turkish Security Passage at the Parliament:
MR. RATHKE: Well, we’ve – we’re aware of the Turkish security legislation. We’ve – as we’ve said, we believe curbs on freedom of assembly weaken rather than strengthen democratic societies. And we share the concerns raised by civil society actors and others about Turkey’s security legislation, that it would reduce space for diverse points of view. And we will continue to discuss with Turkish Government officials the importance of taking steps to safeguard due process as well as renew confidence that legal changes will not erode fundamental freedoms. 

QUESTION: -- legislation just passed, and that was the comment of yours before the legislation passed, I think. Now that it’s passed, and how do you see from yesterday to today the change in the democratic standards in Turkey?
MR. RATHKE: Well, I’m not going to comment in that way. What I’ve said is our point of view on the situation in Turkey and on this legislation, and we will continue to discuss with Turkish officials the importance of safeguarding due process. 


Erdogan's Remarks on Iran's influence in the Region:
QUESTION: Turkish president yesterday talking about the Yemen he was also talking about the Iranian influence in the region, and he was saying that basically Iran is replacing when the ISIS leaves. Does the U.S. Government also sees Iranian domination as a problem in the region?
MR. RATHKE: Are you speaking about Yemen or are you speaking more generally? QUESTION: More generally right now, but it was basically he was talking about Iranian
influence in Yemen, and then talk about the regional term.
MR. RATHKE: Well, with – we’ve spoken quite a bit about the – our view of Iran’s role in the region. We have concerns in a number of areas about Iran’s role. We’ve also said that with respect to Yemen, we have concerns about Iranian support for the Houthis. So – but I’m not going to draw a sweeping conclusion of the sort that you posited.
Yeah, yeah.

NDI Director's Remarks on rising tension btw US-Turkey Relations
QUESTION: I got couple other questions. Yesterday, Director of the National Intelligence on Wednesday, Mr. Clapper at the House committee, he was saying that because of the different ways of approaching the Syrian crisis, there is a tension rising between Turkey and U.S. bilateral relations. Would you be able to comment on this? How this tension is arising at the moment?
MR. RATHKE: Well, I haven’t seen those comments, so I’m not going to – I’m not sure that’s what the Director of National Intelligence intended. We’ve been cooperating for months in the fight against ISIL with Turkey across all the lines of effort. That includes, on the one hand, trying to stop the flow of foreign fighters, includes on the financial side; also includes on the delegitimization of ISIL as well as on train and equip. So we have a productive relationship with Turkey in the fight against ISIL, and we expect it to continue.

Letter from the Congress to Sec. Kerry on human rights in Turkey
QUESTION: There is a letter sent from Congressman Keating’s office to Secretary Kerry, also joined by Ed Royce, Mr. Engel, the ranking members of the House Foreign Relations Committee. It is about establishing a platform. Have you seen the letter, first of all? Do you establishing a platform between Turkey and U.S. regards to human rights problems and rule of law in Turkey. Have you seen that letter?
MR. RATHKE: Well, yes, we’re aware of the letter, which I think is dated today -- QUESTION: Yes.
QUESTION: -- from a from several members of Congress.
QUESTION: Yes.
MR. RATHKE: As we’ve – you’ve asked about other letters from Congress in recent days. And we’ve made clear, first, that we will, of course, be responding to the letter. But more generally, as we’ve said in the past, we remain concerned about freedom of expression and the freedom of assembly in Turkey and so we have raised those concerns in addition to questions about due process.
QUESTION: There is a specific resolution or asking State Department establish this permanent platform between Turkey and U.S. Would you join or would you agree with this idea?
MR. RATHKE: Well, we just received the letter today.
QUESTION: Okay.
MR. RATHKE: We’re going to look at it and we will, of course, be responding to it.


Thursday, March 26, 2015

Readout of the President’s Call with President Recep Tayyip Erdogan of Turkey

THE WHITE HOUSE
Office of the Press Secretary
FOR IMMEDIATE RELEASE
March 26, 2015

Readout of the President’s Call with President Recep Tayyip Erdogan of Turkey

The President spoke with Turkish President Recep Tayyip Erdogan today to discuss ongoing cooperation in the fight against ISIL and common efforts to bring security and stability to Iraq and Syria.  The two leaders reviewed the train and equip program for vetted members of the moderate Syrian opposition.  They discussed efforts to deepen cooperation to stem the flow of foreign fighters, and the President appreciated positive efforts in Turkey on this issue.  The President expressed appreciation for Turkey’s continuing support to nearly two million refugees from Iraq and Syria.  The leaders also discussed the latest developments in Yemen and Ukraine and in negotiations over Iran’s nuclear program, and pledged to continue to work closely on these and other regional issues.

Obama-Erdogan Görüşmesi Beyaz Saray Açıklaması

Beyaz Saray Basın Sözcülüğünden Telefon Görüşmesi Hakkında Yapılan Açıklama

Başkan Obama bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan ile IŞİD karşı mücadelede devam eden ortaklığı ve Suriye ile Irak'a güvenlik ve istikrar getirmek için yapılan ortak gayretleri görüştüler. 2 lider Suriyeli ılımlı muhaliflerin seçilmiş olan üyelerine uygulanan eğit - donat programını gözden geçirdiler. Yabancı savaşçıların akımınan doğan gayretleri derinleştirme konusundaki gayretleri görüştüler ve Başkan Obama bu konuda Türkiye'nin pozitif gayretlerinden memnuniyetini belirtti. Başkan Obama ayrıca Türkiye'nin Irak ve Suriye'den gelmiş 2 milyona yakın göçmene sağladığı destek ile ilgili olarak memnuniyetlerini ifade etti. Obama ile Erdoğan ayrıca Yemen ve Ukrayna'daki son gelişmeler ile, İran'ın nükleer programı müzakerelerini konuştular, ayrıca bu ve diğer bölgesel konularda yakında çalışmaya devam etmekte mutabık kaldılar. 



Obama ile Erdoğan ne konuştu



Beyaz Saray Milli Güvenlik Kurulundan yapılan açıklamalara göre, Başkan Obama ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki telefon görüşmelerinde şu konular konuşuldu:

''Başkan Obama, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile IŞİD karşıtı mücadele ve Irak ile Suriye'ye güvenlik ve istikrar getirme çabalarını görüştü. Obama ile Erdoğan ayrıca Yemen ve Ukrayna'daki son gelişmeler ile, İran'ın nükleer programı müzakerelerini konuştular. Başkan Obama ayrıca Türkiye'nin Irak ve Suriye'den gelmiş 2 milyona yakın göçmene sağladığı destek ile ilgili olarak memnuniyetlerini ifade etti.''

Obama ile Erdoğan'ın görüşmesi Perşembe günü gerçekleşti. Son görüşme Ekim ayında idi. 2014'ün Şubat ayından beri ise 3. görüşme oldu. Son telefon görüşmeleri ortalama her 6 ayda bir gerçekleşti.

Beyaz Saray Milli Güvenlik Konseyi, önümüzdeki saatlerde daha geniş bir açıklama yapacağını ifade etti.

Kaynak: Beyaz Saray Milli Güvenlik Konseyi twitter mesajları

Tuesday, March 24, 2015

Sec. Kerry Responds US Congress Members Turkey Letter


ABD Dışişleri Bakanı Kerry'den Türkiye Mektubu

ABD Kongresi’nde geçtiğimiz haftalarda 88 Kongre üyesinin Dışişleri Bakanı John Kerry’ye, Türkiye'deki basın özgürlüğü ihlalleri ve gazeteci tutuklamaları ile ilgili yazdıkları ağır mektubun ardından, Kerry’nin ofisinden Kongre üyelerine gönderilen cevabi bir mektubun varlığını geçtiğimiz hafta ABD Dışişleri Bakanı sözcüsü Jeff Rathke ifade etmişti.

Kerry, 24 Şubat tarihli mektubunda, Kongre üyelerinin Türkiye’de ‘çeşitliliğin ve medya organlarının bağımsızlığının zayıflatılması için yapılan faaliyetler hakkındaki endişelerin’’ ABD Dışişleri Bakanlığınca paylaşıldığını ifade etti. Bu endişelerin ’’Türk yetkililere özel görüşmelerde, kamuya açık açıklamalarda ve yıllık insan hakları raporunda ifade edildiğini’’ yazdı.

Mektup, Kerry’nin Kongre ilişkilerinden sorumlu yardımcısı Julia Frifield tarafından yazılarak Kongre’ye gönderildi. Cuma günü ABD Dışişleri bakanlığı sözcüsü Jeff Rathke tarafından kamuya açık olmadığı ifade edilen bu mektuba, bir Kongre üyesinin ofisinden ulaşıldı.

Mektupta, ABD Dışişleri Bakanlığının Aralık 14’de yapılan tutuklamalarla ilgili bir açıklama yaptığı hatırlatırken, ‘medya özgürlüğü, yargı süreci ve yargının bağımsızlığının sağlıklı demokrasi için kilit unsur olduğunun’ altının çizildiği ’’Türk otoritelerinden bu temel değerleri ihlal edecek faaliyetlerden uzak durulmasının talep edildiği’’ kaydediliyor.

Mektup, 2014 yılında Türkiye’de sosyal medyaya ulaşımının sınırlandığında ABD Dışişleri bakanlığının itiraz ettiğini, Anayasa Mahkemesinin Twitter’e ulaşımını sağlamasıyla da memnuniyetlerinin dile getirildiğini sıralıyor.

Mektup, ABD ile Türkiye’nin NATO müttefikleri olduğunu hatırlatarak, birçok ekonomik ve stratejik çıkarların iki ülke tarafından paylaşıldığını, ‘bu çerçevede Türkiye’nin kendisinin ifade ettiği şekilde demokratik ideallere ulaşması için gerekli adımların atılması için teşvik edilmeye devam edileceğini’ kaydetmesiyle son buluyor.

Friday, February 27, 2015

ABD Dışişleri Bakanlığından U Dönüşü. ‘Güvenlik paketine’ ağır eleştiri geldi.

ABD yönetimi, halen TBMM'den geçmekte olan ve 'İçgüvenlik Paketi' olarak bilinen paketinin yeniden gözden geçirileceğini umduğunu açıkladı ve paketle ilgili endişelere katıldığını belirtti. 

Ankara'da bulunan ABD Dışişleri Bakan müşavirlerinden Tom Melia, paket hakkında şunları söyledi:

''İfade özgürlüğü, daha önce de söylediğimiz gibi, (AKP) hükümet yetkilileri ile görüştüğümüz konulardan biri oldu (Ankara ziyareti esnasında,IT). 'Güvenlik Paketi' hakkında bir tartışma devam ediyor ve biz de birçokları gibi bu paketin, adli takibata gerek duyulmaması gereken durumlarda aşırı takibata yol açabileceği ve extra polisiye yetkiler yaratarak, barışçıl protestolara karşı güçlü polisiye önlemler kullanmayı teşvik edici, gözaltıları artırıcı ve barışçıl protestolara katılanları bazı durumlarda sınırsız gözaltıya dönüştürücü bir yol vereceği endişelerini paylaşıyoruz. Sonuçta, uluslararası arenada ve Türk yurttaşlarında yükselen endişeleri biz de paylaşıyoruz ve bunun yeniden gözden geçirileceğini umut ediyoruz.

ABD'den Bir Günde U Dönüşü
Dün Washington'daki ABD Dışişleri Bakanlığı toplantısında aynı konuya yönelik soruya karşılık olarak ise Bakanlık sözcüsü Jen Psaki, 'bu konu Türkiye'nin içişi' demekle yetinmişti. Bir günde ABD'nin hızlı bir karar değişimi yaptığı ve paket hakkında eleştirisi yapması gerektiğini gösterdi. 

US Hopes Turkey will revisit the Security Bill


Deputy Assistant Secretary Tom Melia was in Ankara today and gave an on-the-record press conference.  

Deputy Assistant Secretary Melia talked about Security Bill at the Turkish Parliament. The bill currently being passed one article at a time. Many Human Rights Groups criticized the bill heavily.

US State Dept Spox Jen Psaki, yesterday, said about the bill, ''it's Turkey's internal matter.' Today, apparently US State Dpt felt a need to change its tone. In the course of that conference Malia said the following on the issue –

“Freedom of expression, as we have talked about, is one of the issues that have come up in several meetings with government officials. And the way is that some security measures are - there’s a discussion underway about the security package, we share the concern of many others that this may lead to some over-zealous prosecution of things that ought not be prosecuted, that it will create additonal police authorities that may embolden strong police measures against peaceful protestors, additional detention or unlimited detention in some circumstances for people participating in peaceful protests. So, we do share the wide-spectrum concerns that have been raised in the international community and by Turkish citizens and we hope that would be revisited going forward.”

Wednesday, February 25, 2015

ABD Dışişlerinden Sinirlioğlu Açıklaması

İlhan Tanır
ABD Dışişleri Bakanlığından bir yetkili, son iki gündür Washington’da bulunan ve ABD Dışişleri Bakanlığında görüşmelerde bulunan Türkiye Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun Salı akşamı ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Tony Bilinken ile yaptığı çalışma akşam yemeği ile ilgili açıklamada bulundu.


ABD Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, ‘ikili güçlü ABD-Türk ortaklığını, Türkiye’nin IŞİD karşıtı Global Koalisyondaki rolü de dahil olmak üzere bölgesel güvenlik bağlamında konuştular.’ Bunun yanısıra, yapılan açıklamaya göre, ‘’Müsteşar Blinken Türkiye’nin, ABD Savunma Bakanlığının ılımlı Suriyeli muhalefet için yaptığı eğit-donat programına desteğinden dolayı memnuniyetini belirtti.’’ Türkiye’nin Irak hükümetine gösterdiği destek de Blinken'den övgü aldı.


Son olarak açıklamada, Müsteşar Blinken’in ‘’Avrupa enerji güvenliği ve Rusya’nın Ukrayna’daki saldırganlığına karşı koymanın önemine vurgu yaptığını’’ yazılı açıklama belirtiyor.


Açıklama Analizi:


  • ABD Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, ‘ABD-Türk ortaklığı’ lafzı geçiyor. ABD’nin önce ‘model ortaklık’ tanımından vazgeçtiğinin, şimdi de  ‘stratejik ortaklık’ tanımından vazgeçtiğinin son örneği.
  • İkinci olarak, ‘anti-IŞİD Global Koalisyonda Türkiye’nin rolü’ diyerek, Esad’ın hiçbir şekilde Koalisyonun hedefleri arasında yer almadığını bir kez daha vurgulamış oldu ABD Dışişleri Bakanlığı. Daha birkaç gün öncesine kadar Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Esad'ın hedefleri arasında olduğunda ısrarcı idi.
  • ‘Avrupa enerji güvenliği’ vurgusu ile, son zamanlarda Türk-Rus yakınlaşması ve Başkan Putin’in ‘Türk Akımı’ olarak adını koyduğu, yeni boru hattına atıf yapıldığı görülüyor.
  • Son olarak da, ‘Rusya’nın Ukrayna’daki saldırganlığını karşı koymanın’ vurgusunu yaparak, Kırım’ı ilhak eden Rusya’ya Türkiye’nin yeterince tepki vermediğ, hatta yeni boru hatları ve projelerle, Rusya’ya karşı konan ambargoları delen görüntü vermesine atıf görülüyor.

Sinirlioğlu'nun Programı Sır, Görüşme hakkında açıklaması henüz yok
Washington'daki Türkiye Büyükelçiliği, görüşme ile ilgili bir açıklama yaptığında, veya yaparsa, Türkiye’nin bu görüşmeleri nasıl gördüğünü de yansıtmak iyi olur. Maalesef şimdiye kadar Sn. Sinirlioğlu’nun Washington ziyareti ile ilgili en küçük bir bilgi verilmiş değil.

Sinirlioğlu, geçmişteki bazı Washington ziyaretlerinde Washington'daki basın ile sohbet toplantısı dahi düzenlediği oluyordu. Bu ziyarette ise Sinirlioğlu'nun gelişi ile ilgili Büyükelçilikden bilgilendirme notu da dahil olmak üzere, hiçbir bilgilendirme yapılmaması dikkat çekti.

İngilizce:
A State Department official on Blinken-Sinirlioğlu Meeting:
“On February 24, Deputy Secretary Blinken hosted a dinner for visiting Turkish Foreign Ministry Undersecretary Feridun Sinirlioglu.  The two discussed strong U.S.-Turkish cooperation on regional security, including Turkey’s role as a member of the Global Coalition to Counter ISIL.  Deputy Secretary Blinken welcomed Turkey’s support for the Department of Defense’s train and equip program for the moderate Syrian opposition, as well as Turkey’s support for the Government of Iraq.  The Deputy Secretary also emphasized the importance of European energy security and confronting Russian aggression in Ukraine.”

Thursday, February 19, 2015

Washington’da Yeni Düşünce Kuruluşu: GPI


Washington’daki Yeni Düşünce Kuruluşu Üzerine Düşünceler

Ilhan Tanır


Washington’da yeni bir düşünce kuruluşu açıldı. İsmi ‘’the Global Policy Institute'' veya GPI. Bu düşünce kuruluşu, Bahçeşehir Üniversiteleri ve Uğur Dersaneleri gibi Türkiye’de marka olmuş eğitim kurumlarının lideri Enver Yücel’in vizyonerliği ile kuruldu.


Washington’da Türkiye ile ilgilenen kurumların çoğalması, ABD’nin başkentinden Türkiye’yi ve bölgeyi izleyen uzmanlar, gazeteciler veya gözlemciler için iyi bir haberdir. Özel bir girişimcinin Washington’da bir düşünce kuruluşu kurulmasına öncülük etmesi de, o ülke adına -bu bahiste Türkiye, iyi bir haberdir.


Türkiye’den bazı işadamları kurumları Washington’da farklı think tanklerde Türkiye çalışmalarını desteklerken, Enver Yücel’in yaptığı gibi neredeyse tek başına böyle bir işin altına girme fikrinin cesur olduğunda tartışma yok. Tabi onyıllardır eğitim camiasında liderlik yapmış Enver Yücel’in bu eğitim alanındaki networkü, böyle büyük fikrin gelişmesinde yardımcı olduğu kesindir. Önemli olan herşeyi bilmek değildir, ama farklı konuları bilenlere yakın durmaktır. Bu sözü de muhtemelen Yücel’in kendisinden duymuştum.


Ama Washington’da düşünce kuruluşu kurmanın zorluklarının da nedenleri vardır.


Washington’da düşünce kuruluşunun tabusunun olmaması gerekmektedir. Hükümetlerle, Ankara da dahil olmak üzere, arasındaki mesafeyi korumak durumundadır. Merkezine hem Türkiye hem de ABD iç politikasında muhalif düşenleri kazara değil, bilerek ve isteyerek alabilmelidir ki, o merkez bağımsızım diyebilsin.


Yoksa Washington küçük bir şehir olsa da, iyi haberlerin dağılmasının yavaş olduğu ve ‘reputation’ı kurmanın zor olduğu bir şehirdir. Bunun yanısıra, bir düşünce kuruluşu için en büyük zayıflık olarak kabul edilebilecek ‘dar bakışlılık’ suçlamalarının da çok çabuk insanları ve kurumları etkisizleştirdiği bir şehirdir.


Tabi kimse bağımsız olmak zorunda değildir. Örneğin Seta’nın Washington şubesi aylardır herhangi bir panel dahi düzenlemeyen, başkentte sadece AKP’nin argümanlarını öğrenmek için başvurulan bir merkezdir. Analizlerinde hiçbir eleştirinin barınamadığı, tek yönlü, parti propagandası görünümündeki bu yazıların ABD kurumlarında pek etkinliğinin olduğunu düşünmek boşadır. Okunuyorlarsa, AKP’nin zihni geri planını öğrenme amacıyladır.






Başkan Ali Çınar
Global Policy Institute’nün başkanlığını Ali Çınar yapıyor. Çınar yıllardır New York’da Türk-Amerikan dernekleri yöneticilikleri yaptı. Tanınan bir isim. Ama şimdiye kadar Türkiye’nin çıkarlarını savunur pozisyonda görevler üstlenmişken, şimdiden sonra ‘global’ olma iddiasındaki bir düşünce kuruluşunun başkanı olarak, Türkiye’yle ilgili tartışmaları çok yönlü kabullenme ve yönetme durumunda kalabilmesi gerekebilir.


24 Nisan’ın bulunduğumuz 2015’de Washington’da çok daha farklı bir havada geçeceği düşünüldüğünde, GPI’da önümüzdeki aylarda 1915 Ermeni trajedilerini konu alan tartışmaların yaşanması bekleniyor.


Bu çok hassas konunun Washington’da kimlerle tartışılacağı, nasıl paneller düzenleceği ve yayınlanan analizlerin çeşitliliği ve farklılığı izlenecektir.


Washington’da bir düşünce kuruluşunun inşasının yapılmasına şahit olundu. Bu kurumun ne kadar büyüyüp, etkili bir merkez olabileceği sorusunun cevabı için ise GPI’in hangi prensiplere sıkı sıkıya bağlı kalacağını bekleyip, görmemiz gerekiyor.


Şimdilik bu düşünce kuruluşunun yeni hayatını kutlamak gerek.


Ali Çınar’ın gala akşamı okuduğu listeye göre, GPI’da şimdilik şu isimler kadrosunda görülecek:
Prof Gulnur Aybet,
Prof Yilmaz Esmer
Andreas Schleicher
Sir Mike Tomlinson
Prof Heath Lowry
Dr Walid Phares ,
Burak Kuntay
Meto Koloski
Michael McMahon
Javid Huseynov
Dr Burhan Koroglu
Nick Danforth  
Chris Gunn
Prof Michael Gunter


Monday, February 16, 2015

Türkiye'nin PR'cısı Alpaytac Inc'den Cevap Var

İlhan Tanır

7 Şubat Cumartesi günü, Türkiye Büyükelçiliğinin Alpaytac Inc adlı bir PR grubu ile 1.42 milyon dolarlık anlaşmasını blogumda konu edinmiştim. Aslında bu imzayı, aylar öncesinden, muhtemelen imzaların atıldığı ay olan Mayıs ayında duymuştum. Milyon doları aşkın lobi anlaşmaları alışageldiktir Washington’da. Ondan dolayı da bu PR anlaşmasını fazlaca garipsememiştim.

PR ile Düzeltilebilecek ve Düzeltilemeyecek Durumlar
Türkiye’nin imajının dışarıdan milyon dolarlık PR şirketleri ile düzeltilmeyeceğinden ise adım gibi emindim ve halen de eminim. Mesele, Türkiye içinde çok iyi reformlar yapan, ülkeyi evrensel değerlere daha sadık hale getiren ve vatandaşlarına daha çok saygı duyan bir iktidarın kazara imajını düzeltememesi değildi. Mesele olan, 2013’ün özellikle Gezi protestolarından itibaren dengesini tümüyle kaybeden, içeride baskıcı, dışarıda şuursuz politikalar ile Türkiye’yi gitgide güçsüz kılıp aynı zamanda insan hakları açısından da çirkinleştiren bir iktidarın halinin, PR çalışmaları ile düzeltimeyeceğini bilmektendi.

Nitekim, Mayıs 2014’den beri, yani Alpaytac ile sözleşmenin imzalandığı aydan bu yana, Türkiye’nin dışarıdan giderek daha çirkin görüldüğüne şahit oluyoruz. Bunda en büyük pay da şüphesiz Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın. 2014 boyunca seçimlerde dış politika konularını iç politikada tüketmekte beis görmedi kendileri. Mısır, Gazze, Suriye, ABD ve AB ilişkileri kullanıldı. Dış politika konusunu iç politika seçim malzemesi olarak kullanmak ABD’de şiddetle kınanır. Çünkü bilinir ki, dış politikada ülke vatandaşları ve çıkarları bir görülmelidir, sadece bir kesimin çıkarı veya ideolojisin proje edilebileceği bir alan olamaz. Olursa, güce sahip olanların siyasi çıkarları, ülkenin onmilyonlarca insanının çıkarından üstün tutulmuş olur.

Kutsal Kuralın İhlali
Erdoğan bu çok kutsal kurala uymadı (Ek- Bir önceki Başkan George Bush'un özellikle Irak işgalininin de partizan olduğuna inanıyorum, her ne kadar kararın alındığı yıl 2003'de iki partinin Senato oyları ile o savaş partilerüstü bir sıfat kazanmış olsa da.) Mısır’da tutturduğu politika ülke çıkarlarına derinden yaralar verdi. Örneğin bundan dolayı bölgede bunca önemli sorunlar yaşanırken, en güçlü iki Sunni Müslüman ülke, bir sunni vahşiler ordusu DAİŞ’e karşı koordine olamadı, olamıyor. İsrail’e karşı prensipli bir karşı duruş ve Filistin davasını omuzlama yerine, populist anti-İsraillicikle hem Türkiye’nin pozisyonuna hem Filistinlilere yardımcı olmadı. Aksine Türkiye'yi etkisiz eleman hale geldi.

ABD Büyükelçisine hakaret edildi, gizli-açık mesajlarla ABD hedefe kondu. Erdoğan, bütün diplomatik ilişkisinin kesildiğini itiraf edercesine, televizyon ve basın yoluyla Başkan Obama’yı, hem de oldukça hassas bir konuda eleştirdi. ABD içinde Müslüman davasına sahip çıkar görüntüsü, samimilikten uzak olduğu gibi (çünkü Türkiye’nin öyle bir gücü yok), müttefiğin de içişlerine karışmakla aynı anlama geldi. Obama, beklendiği gibi, muhatap almadı. ABD Dış Politikasının sözcüsü, oldukça ağır bir karşılık verdi, ‘kimse bizim insanlığımızı sorgulamasın’ dendi.

Velhasılı kelam, Alpaytac Inc. işe yaramadı. İşe yarayamazdı da. AB Bakanı Bozkır’ın Washington gezisinde bir tek Amerikan üst düzey yönetim yetkilisi ile görüşemediği ve Temsilciler Meclisinde 88 Kongre üyesinin imzasının bulunduğu bir mektubu ancak yayınlandığı gün görebilmesi ile, Türkiye’nin Washington’da düştüğü durumun kötülüğünü yazdım. İki farklı ülkeden yabancı diplomatlar, Türkiye’nin bir bakanının ABD yönetimi ile, hiç değilse ticaret temsilcisi ile görüşemediğine inanamadı. Ben de bu başarısızlık konusunda, yeri gelmişken Alpaytac’ın da payını sorgulamıştım.

Biraz daha eğilince, Alpaytac Inc.’e, 1.42 milyon dolarlık kontratın 1 milyon dolarının imzaya müteakip, peşin verildiğini görmüştüm. Blogumda yazarken, bu peşin ödeme şeklini ‘sözleşmenin en ilginç hükümü para ödeme şekli’ şeklinde vurgulayarak belirtmiştim. Bu konuyu yazmadan önce 2 Washington lobicisi ve 1 Türkiye uzmanı ile görüşmüştüm. Aslında sormaya da gerek yoktu böyle bir peşinatın ödenmesini, yine de görüştüğüm herkes bu durumun normal olmadığını söyleyerek, bazı can sıkıcı senaryolardan bahsetmişti.

Bütün bunlar olurken Alpaytac Inc.’in sahibi ve CEO’su Huma Gruaz email ile uzun bir mektup yazdı bana. Ben de kendisine sorular gönderdim. Aşağıda bu sorular ve cevaplar ile, kendilerinin uzun mektubundan bazı bölümler var. Karar sizlere ailt:

Soru: (Türkiye’nin PR’ı adına) şimdiye kadar sizin gayretinizle yayınlanmış olan bütün eserlerin linklerini bana göndermeniz mümkün mü?
[Huma Gruaz] Detayli faaliyet raporlarimizda su ana kadar yaptigimiz calismalarda 80i askin makale, roportaj, editor mektubu (letters to the editor) vardir. Bu raporu size gonderemeyiz ama arama motorlarindan bakarsaniz su an gerek Wall Street Journal, New Times ya da CNN gibi dunyanin onde gelen medya kuruluslarinda ya da gerek  ABD’deki Turk festivalleri gibi kulturel konularda ya da siyasi alanda yerel Amerikan medyasinda ve Afrika da dahil olmak uzere uluslararasi medyada cikan bilirkisilerin ve devlet buyuklerimizin olumu yazi ve roportajlarinin cogu ajansimizin katkilari ile gerceklestirilmistir. Bunun disinda onemli medya kuruslari ile toplantilar, editorial etkinikler/gurup toplantilari gerceklestirilmistir.  6 sene boyunca buyukelciligimize benzer kosullarda ve FARA’dan temin edebileceginiz faaliyet raporlari cercevesinde bizimle ayni parallelde hizmet vermis ajansla ilgili arastirma yapip gerceklestirilen isleri kiyaslayabilirsiniz.
Soru: Türkiye'nin imajı, şirketinizin PR çalışması yapmaya başladığı Mayıs-2014 tarihinden beri kötüleşmeye devam ediyor. Bu konuda şirketiniz kendisini hesaba çekecek midir? Bu başarısızlıkta sizin payınız var mıdır? Var ise baştan tahsil ettiğiniz ödemenin bir kısmını iade eder misiniz?
[HG] Turkiye’nin imajinin zor bir donem yasadigi ve sistematik olarak dunya basininda Turkiye karsiti yazilar yazildigi ve haberler ciktigi bir gercek. Maalesef bu durum, biz Mayis ayinda calismalara baslamadan onceki donemde  (son iki senedir) diger PR ajansi calismalarini yaparken yogunlasmis ve gittikce zorlasmis olan bir ortam.  Biz bu isi en zor ortamda devraldik ve sistematik olarak yogun calismalarimiz devam ediyor. Medya kuruluslariyla yakindan calisan biri olarak PR’in sihirli bir degnek olmadigini ve cikan haber/yazilarin akisinin/tonunun sadece PR ajansinin yaptigi calismalarla degistirelemeyecegini ya da bundan yeni anlasma yapilmis bir PR ajansinin sorumlu tutulamayacagini sizin cok iyi bilmeniz gerekir.  Bu yolda size soyleyebilecegim, gectigimiz sekiz aylik donem icerisinde daha once kullanilan global ajansin yaptigi calismalarin cok daha otesinde ve yogunlugunda calismalar yaptik ve yapmaya devam ediyoruz.  Bana Amerikan Kongresi’ne mensup kisiler de dahil olmak uzere onemli bilirkisiler tarafindan iletilen mesaj “Bu zor iklimde Turkiye’yi temsil etmek icin sizin gibi ulkeler arasi kopru kurabilecek bir Turk PR eksperinin secilmesini takdir ile karsiliyoruz” oldu. Boyle bir ortamda sizin gibi Turk toplumunda kamuoyunu bilgilendiren onemli ve degerli kisilerin bize destegi  Turkiye’nin gelecegi ve basarisi acisindan onemli.
Soru: Blogda da bahsettiğim gibi, yazının en önemli ve çarpıcı noktası olarak, Büyükelçiliğin size 1.42 milyon dolarlık sözleşmenin 1 milyon dolarını peşin ödemesi konusudur: Konuştuğum ve lobi dünyasını yakından tanıyan veya içinde olanlar tarafından 'olağanüstü' bulunuyor bu peşin ödeme şekli. Sizce, size neden 1 milyon dolarlık bir ödeme yapıldı performansınızı görmeden? Buna benzer, yıllık paranın üçte ikisini baştan peşin aldığınız, ve geri kalan tum odemeyi de bir sonraki uc ayda aldiginiz başka kontratlar var mı? Varsa lütfen paylaşır mısınız? Benim görüştüğüm kimseler böyle bir şartname duymadıklarını söyledir.
[HG] Aldiginiz bilgilerin aksine PR/Tanitim ajanslari 3/6/9/12 aylik kontratlar ve pesin odemeler, calistiklari konularin yogunlugu ve hassasiyetlerine gore her zaman yapmaktadirlar. Nitekim bizim bir cok musterilerimizle son 11 senedir boyle anlasmalarimiz oldu ve devam etmektedir. Yapilacak ise adanacak kaynaklar ve ugrasi goz onune alinip anlasmalarimiz buna gore yapilmaktadir. Sirketimizin diger yaptigi kontratlarin dikte ettigi gizlilik ilkesi kapsaminda daha once yaptigimiz ozel is kontratlarini sizinle paylasmam maalesef mumkun degildir. Emailinizde yine lobi dunyasindan bahsetmissiniz – bizim ajansimiz size daha once de belirttigim gibi lobi sirketi olarak degil, stratejik PR (basin ve halkla iliskiler – siyasi ve kulturel iletisim) isi icin alinmistir.  Bu yuzden size gorustugunuz kaynaklarin PR konusunda ne kadar tecrubeli olduklari, ulusal bir PR sirketi sahiplenip bu sirketin tum kontrat ve finansal islerinden sorumlu olup olmadiklari konusunda yakindan arastirma yapmanizi, size ilettikleri bilgileri bu isikta degerlendirmenizi oneririm. Nitekim benim icinde bulundugum PR alaninda sirket sahibi, yonetici konumundaki kisiler sizin bana ilettiginiz gorus acisina hic katilmiyorlar.

--------

Şimdi de, Huma Gruaz’ın uzun mektubundan bazı önemli bölümleri aşağıda okuyabilirsiniz. Mektubunda şirketinin reklamını yaptığı bölümleri ve bazı kısa diğer bölümleri kısaltabilmek için kestim. Mektubundaki ve soru-cevaplardaki nezaketinden dolayı Sayın Huma Gruaz’a tekrar teşekkür ediyorum. 

Kendisine çok şiddetle katılmadığım bir konu ise, mektubunda ‘Türklerin birbirlerini yıkıcı stratejiler yerine Türkiye’nin geleceği için birbirimize destek olacak, bütünleştirici bir yol izlemeleri gerekmektedir,’’ cümlesi. Bu cümlenin bir yanıyla da benim blog yazıma karşı olduğunu farkedebilmek için çok uğraşmaya gerek yok. Bu tür yaklaşımlara ara ara muhatap olan birisi olarak, gazetecilerinin sorumluluğunun kişi, dernek veya şirket yöneticilerine değil, kamuya olduğunu hatırlatmak isterim. Eğer Türkiye için çalışan şirketler, dernekler veya diğer kurumlar işlerini yerine getirmiyorlarsa, veya getirememişlerse o halde ‘yen içinde kalır’ mantığıyla değil, ‘yanlış nerede yapıldı, neden ve nasıl düzeltilir’ sorusunun uzun dönemde çok daha yararlı olduğu düstüruyla hareket edilmelidir. Veya bu türlü hesap sorucu tartışma ve yazıların dahi, hesap sorulabilirliğin çıtasının çok alçaldığı bir dönemde, yine de yararlı olacağını düşünüyorum.


Huma Gruaz'ın Mektubundan bölümler:
Öncelikle sizi lobicilik ve halkla ilişkiler (PR) terimleri hakkında bilgilendirmek isterim. Bu iki alan, değişik sorumluluklar ve yükümlülükler içeren faaliyet alanlarıdır. Firmamız, lobicilik şirketi değildir ve bu alanda herhangi bir hizmet sağlamamaktadır. Yazınızın başlığında da belirttiğiniz üzere PR, (Türkçe kullanımıyla medya ile iletişim/basın ve halkla ilişkiler) alanında faaliyet göstermekteyiz. Mayıs 2014 tarihinden itibaren ise Türkiye Cumhuriyeti Vaşington Büyükelçiliği’ne bu alanda bilhassa uluslararası ve siyasi medya ilişkilerine yoğunluk vererek hizmet vermekteyiz. Blog yazılarınızda belirtilen, ABD Kongresi’yle ilişkileri kapsayan ve lobicilik faaliyetlerine giren konularda Büyükelçiliğimiz, lobicilik hizmetleri sağlayan ayrı şirketlerle çalışmaktadır. Bu şirketlerin gerek uzman olduğu konular gerekse hizmet verdiği alanlar bizim çalışma alanlarımızdan farklıdır.

…… şirketimiz ABD Kongresi’yle olan ilişkileri yürütmek amacıyla işe alınmamıştır. Bilakis, firmamız, ülkemizin başta Amerikan basını olmak üzere dünyanın önemli basın mecralarında olumlu olarak görünürlük kazanmasını sağlamak ve hem uluslararası ilişkiler hem kültürel alanlarda tanıtımının yapılması için yoğun çalışmalarda bulunmaktadır….

Başta Büyükelçiliğimiz olmak üzere çeşitli devlet büyüklerimizin ve değişik konularda bilirkişilerin fikir makaleleri, uluslararası ve Amerikan medyasıyla olan röportajları, editöryal mektupları, Türkiye’nin çeşitli alanlardaki başarılı çalışmalarını öne çıkarmak ve ülkemize yönelik haksız ithamların cevaplanmasını sağlamak üzere Alpaytac’ın yoğun çalışmaları sonucu yayınlanmıştır. Blog yazınızda belirttiğinizin tersine, firmamızın Türkiye, uluslararası ilişkiler ve medya ilişkileri üzerine sahip olduğu uzmanlık, Vaşington’da ve ABD’de birçok köklü ajansla yarışacak düzeydedir….

Şirketimizin Vaşington DC Ofisi bu ilkeyle, uluslararası ve siyasi medya ile iletişim dalında Amerika’da konusunda en etkili kişilerden biri olan ve şu ana kadar diğer küresel ajansların uluslararası halkla ilişkiler bölümlerini kurmuş ve yönetmiş, Vaşington çevreleri tarafından tanınan bir uzmanın liderliğinde yönetilmektedir. Vaşington ofisimizin önderliğinde, ajansımızın Los Angeles, Şikago ve New York’ta yer alan ofisleri Büyükelçiliğimizin yanısıra ABD’de yer alan 6 adet Başkonsolosluğumuza birebir hizmet sağlamaktadır. Bütün ofislerimizin bünyesinde Amerika’nın en büyük PR ajanslarında çalışmış, Amerika’nın önemli basın kuruluşlarında üst düzey editör, haber programcısı ve gazeteci olarak görev almış iletişim uzmanları çalışmaktadır. ABD çapındaki ekibimiz, PR alanında küresel ajanslarla aynı kulvarda yarışacak düzeyde hizmet sunmaktadır. Son dört senede PR/iletişim dalında aldığımız 25 ödül, bu kaliteli hizmetin bir kanıtıdır. Şirketimizin PR endüstrisi tarafından takdir edilen başarıları hakkında ABD basınında çıkan haberleri aşağıda paylaştığımız linklerden ulaşabilirsiniz.


Friday, February 13, 2015

Büyükelçi Kılıç, MİT iddialarını yalanladı

Büyükelçi Kılıç, MİT iddialarını yalanladı

İlhan Tanır

Türkiye'nin ABD Büyükelçisi Serdar Kılıç bir açıklama yaparak, kendisinin MİT'in yeni müsteşarı olarak atanacağı yolundaki haberlerin gerçeği yansıtmadığını söyledi.

Cuma günü çıkan haberlerde, Kılıç'ın Houston'da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştüğünü ve bu görüşmenin kendisinin görevinden istifa eden Hakan Fidan'in yerine atanması için yapıldığı yönünde haberler çıkmıştı. Büyükelçi Kılıç ''Şerefli ve önemli bir görev ve bu görev için adımın anılmasından gurur duyuyorum ancak bu konuda yapılan haberlerin gerçekle ilgili yok' dedi.

Kılıç, gün boyu kendi hesabında yaptığı veya RT'lediği mesajlarda, Erdoğan'ın jetinin Houston'a planlı bir iniş yaptığını ve kendisinin de bir gün önce haberdar olarak, havaalanında Erdoğan ile görüştüğü bilgilerini paylaşmış, MİT ile ilgili bir açıklama yapmamıştı. Akşam saatlerinde ise Kılıç, yaptığı açıklamanın devamında, ''ben de bu haberleri ilgi ve hayretle izliyorum. Sayın Cumhurbaşkanının uçağı rutin yakıt ikmali için Houston'a indi, bunun arkasında birşey aramak doğru değildir'' dedi.

Kılıç, Washington'daki görevine Mayıs 2014'de başlamıştı.




ABD Dışişleri Bakanlığından Erdoğan'a: Kimse İnsanlığımızı Sorgulamasın

ABD Dışişleri Bakanlığından Erdoğan'a: Kimse İnsanlığımızı Sorgulamasın

İlhan Tanır


Bugün ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jen Psaki'ye, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Meksika’da iken ABD'de öldürülen üç müslüman öğrenci ile ilgili sarfettiği sözler soruldu. Sözcü Psaki, Erdoğan’ın eleştirisini reddeden sert bir cevap verdi.


Cevabında olayın meydana geldiği Chapel Hill’deki toplumun birleşerek yastaki aileleri desteklemesinden çok etkilendiklerini söyleyen Psaki, şu sözlerle Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sert bir cevap verdi: ‘’Kanaatimce kimse Dışişleri Bakanının (Kerry) veya bu binadakilerin (Dışişleri bakanlığı binası) bu haberleri görüp, ailelerin ve o toplumun nasıl duygulandığına dair ne kadar insan oldugunu sorgulamasın.’’

Muhabirin, ‘yani onun eleştirisini red mi ediyorsunuz?’ sorusuna, Psaki ‘doğru’ demekle yetindi.

Thursday, February 12, 2015

US State Dept. Responds Pres Erdogan


I reached out to the State Dept. re Pres Erdogan's remarks on Chapel Hill victims. In that, Pres Erdogan, during the current visit to Mexico, stated this: "Regarding 3 Muslim youngsters' killing in America, that Pres Obama and his vice president Biden or Sec of State Kerry haven't made any statement is ironic. I am calling on Mr. Obama and saying: "Where are you President?" 


The statement below is on background attributable to “a State Department spokesperson.” I just received moments ago: “We are saddened by the senseless acts in Chapel Hill. Our thoughts and prayers are with the families and friends of the deceased. We are moved by the way the Chapel Hill community has united and shown its support to the grieving families.  The case is under investigation by the Chapel Hill Police Department.  We refer you to them for more information.”

For now, it seems, the US State Dept. does not want to get in an argument over Chapel Hill killings.

Monday, February 09, 2015

88 İmzacı Vekilin Yarısının Cemaat Gruplarından Bağış Alması Ne Demek

88 İmzacı Vekilin Yarısının Cemaat Gruplarından Bağış Alması Ne Demek
İlhan Tanır

Pazar günü ABD Temsilciler Meclisi üyelerinden Arizonalı Matt Salmon’ın Türkiye’ye geçtiğimiz Nisan ayında Gülen’e yakın bir dinlerarası hoşgörü kurumunca (Foundation for Intercultural Dialogue) götürüldüğüne dair bir belge elime geçti. Matt Salmon kim diye sorulursa, kendisi geçen hafta 88 Amerikan Temsilciler Meclisi üyesi tarafından imzalanan ve Türkiye’deki basın özgürlüğü ihlallerini ağır bir şekilde eleştiren mektuba ön ayak olan isim olarak biliniyor. Salmon’ın yanısıra Missouri eyaletinden Kongre üyesi ve aynı zamanda papaz olan Emanuel Cleaver de bir diğer ‘öncü’ imzacı idi. Cleaver’in de yine Cemaat yakınlığıyla bilinen Raindrop Foundation’ın yerel ofisine ziyaret ettiği ve konuşmalar verdiği biliniyor. Bunun yanısıra yine bir başka Gülen Grubuna yakınlığıyla bilinen , the Turkish American Federation of Midwest ile 2011 yılının Mart ayında bir haftalığına Türkiye’ye gittiği öğrenildi.


Yarım düzineye yakın Cleaver’in ofisinde çalışan Kongre’deki uzmanların da aynı şekilde 2011 ve 2012 yıllarında Türkiye’ye Gülen’e yakın kurumlarca götürüldüğü biliniyor. Pazartesi günü ‘Daily Sabah’da çıkan haber, bu öncü milletvekilleri dışında, 88 kadar imza veren Kongre üyesinin yarısı kadarının bir şekilde Cemaate yakın kurumlardan bağış aldığı veya gezilerine katıldığı ifade ediyor. Ben teker teker iddiaları incelemesem de, bu iddiaların çok yüksek oranda doğru olduğuna eminim zira Gülen’e yakın kurumlar da bu gezileri ve bağışları yaptıklarını hiçbir zaman reddetmiyorlar.


Bu durumda garispsenecek veya kanun dışı olan bir nokta var mı peki?


Öncelikle bilinmeli ki bugün ABD’nin başkenti Washington’da, bir taraftan Amerikalı şirketler, dernekler ve hatta eyaletler Kongre’yi yaptıkları lobi faaliyetleri ile kendi lehlerine çevirmeye çalıştığı gibi, yabancı devletler de yine lobiler vasıtasıyla hem Amerika’nın güçlü figürlerine ulaşmaya hem de bu kanallar vasıtasıyla Washington’daki karar alma süreçlerini kendi lehlerine çevirmeye çalışmaktalar.


Bunlar arasında, Musevi, Yunan ve Ermeni diaspora ve lobilerinin gücü ve etkinliği herkesçe bilinir. Bunlardan Amerikalı Musevilerin kurduğu AIPAC ise bu lobilerin en güçlüsü olarak bilinir. Çeşitli zamanlarda farklı nedenlerden (genelde İran karşıtı) organize ettikleri mektuplar için yüzlerce Amerikan Kongre üyelesinden imza topladıkları vaki. Bu açıdan Cemaate yakın grupların gideceği yol var.


Peki, Kongre üyelerine her bağış yapan grup kendi istekleri doğrultusunda ABD yönetimini ve Kongre’yi etkiliyebilir mi?


Buna geçmeden önce Amerikan Kongre üyelerinin her 2 yılda bir seçildiklerini hatırlamamız gerekiyor. 6 yılda bir seçilen senatörlere karşılık her seçim döneminde seçimlere katılan Kongre üyeleri bundan dolayı da Kongre’deki yaşamlarını aynı zamanda bir para toplama kampanyası ile yürütürler. Hiç durmadan seçim kampanyasına para toplamak zorunda hisseden Kongre üyeleri için de, para veren bir grubun önceliği ve ne dediği ile para vermeyen bir grubun önceliği ve ne dediği tabi ki aynı değildir.


Gülen Grubu ise, bağış yapmanın yanında ABD’nin 50 eyaletine dağılmış dernekleri ile Kongre üyelerini bizzat kendi seçim bölgelerinde ziyaret etmekte, bir başka deyişle kalbinden vurmaktadırlar. Yani Cemaate yakın gruplar sadece bağış yapmıyor, aynı zamanda Kongre üyelerine, bizzat oyverenleri de olan sevenleri tarafından yerel bölgelerde yaptığı ziyaret ve aktivitelerle gözlerine girmekteler.


Her yıl Washington’daki en önemli otellerden biri olan Willard’da adeta gövde gösterisi şeklinde 45 ila 60 arasında milletvekili ve senatörler ile onlarca vali, belediye başkanı ve diğer etkili ve yetkili Amerikalıların akın ettikleri bir akşam düzenlemekteler.


İsim vermeden diğer Türk-Amerikan dernekleri ile bir karşılaştırma yapılması gerekirse: başkentteki diğer Türk-Amerikan dernekleri -ki 1980lerden beri aktif olanlar mevcut, yıllık konferanslarına bir elin parmağından daha az milletvekili bazen ise sadece emekli olmuş milletvekilleri ile yapabilmekteler.


2011 yılında Arizona’da bir saldırgan tarafından silahlı saldırıya uğramış olan milletvekili Gabrielle Dee Giffords ile bu saldırı olmadan birkaç hafta önce, yine Cemaatin (muhtemelen ilki) Willard’daki yıllık galasında buluşmuş ve burada ne işiniz var diye sormuştum. Giffords ise hiç duraksamadan hemen yanındaki genci göstermiş ‘nasıl gelmeyeyim, her hafta büroma gelen bu gençlere ayıp olmaz mı’ bağlamındaki sözleri sarfetmişti. Bu bir cümle ile de Giffords Cemaat yakını grupların ABD’deki başarısını özetliyordu.
O zamandan sonra da sürekli bu yıllık galalarda konuştuğum Kongre üyelerinden hem bunlara yakın veya benzer sözler duymuştum.


Artan Radikalizm Hizmet’i Cazip Kılıyor
Hizmet bağlantılı kurumların Washington’da etkin olmalarının bir başka nedeni ise, dünyadaki radikalizm ve radikal İslam korkusu artırkça, Amerikan Kongre üyeleri dinler arası hoşgörüyü savunan, konuşmasını bilen ve medeni görünen bu gençlere daha çok yakınlaşmaları.


Dışiliişkilerden Anlamayan Amerikan Üyeler
Yurtdışı gelişmelerden ve ilişkilerden zaten çok az fikri olan ve Amerikanın içlerinden gelen bu Amerikan Kongre üyeleri, bağışı bol, güleryüzlü İslamı temsil eden ve aynı zamanda oy verenleri olan bu topluluğun imza atma taleplerini yerine getirmeyecek de ne yapacak?j Aslında asıl sorulması gereken bu. Bu açıdan, Gülen Grubunun Türkiye’deki durumu değil, onlar için kendilerine gelen ve sürekli görüştükleri bu kimselerin davranışları ağırlıklı olmakta.


Artan Hizmet Okullarının Etkisi
Türkiye’ye daha çok Gülen yakını bir okul FBI tarafından basıldığında haber olsa da, yıllardır hızla artan Charter okullar, ABD’de artık bir rüzgar oldu. Bulundukları eyaletlerde (20’den fazla) çocukların velileri olan Amerikalı ailelerin büyük çoğunluğun aldıkları hizmetten, dolayısıyla da Gülen Hareketinden memnun olduklarını farzedebiliriz. Dolayısıyla, Amerikalı native ailelerin de bilerek veya bilmeyerek Hizmet’in organizelerinde etkili bir aktör olduğunu tahmin etmek güç değil.


Mektup İçeriği
Mektubun bütün bunların dışında, evrensel değerler paralelinde, bir başka ülkedeki basın sözgürlüğünü destekleyici bir içerik taşıdığını unutmayalım.


Erdoğan En Büyük Yardımcı
Tabi bunun tam karşısında da, Kongre’de Erdoğan’a olan alerjinin tarihin en zirve noktalarında dolaştığını eklemek lazım. Hem İsrail konusu, hem Suriye’deki aşırıcı elemenstler hakkında Türkiye’nin üstüne yapmadığı izlenimi, Erdoğan’ın anti-semite olarak algılanan sözleri, otoriterleşme yolunda olduğuna dair inanış, Kongre üyelerini Erdoğan aleyhine yapılacak kampanyalara çok daha açık ve hazır hale getiriyor.


Erdoğan, bırakın normal Kongre üyelerini, Türk Dostluk Grubu üyelerinin kendisine gönderdiği ‘özel’ mektubu dahi Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde kullanmaktan geri kalmamış ve Türkiye lehine lobi yapmasının beklendiği bu grup da ciddi bir şekilde küstürülmüştür.


Türkiye İçin Çalışacak Lobilerin Kanatları Kırıldı
Bir önceki yazıda da, ATC, DEIK ve hatta bizzat lobici olan tecrübeli şirketlerden vazgeçerek, Şikago merkezli Alpaytac şirketi ile PR yapmaya evrinim olan bir Türkiye var.


Velhasılı kelam: Hidayet Karaca ve Ekrem Dumanlı’nın isimlerinin de geçtiği bir mektubu imzalayan 88 Amerikan Kongre üyesinin yarısının Cemaate yakın gruplardan bağış alması veya gezilere götürülmesi, bu üyelerin imza atması için önemli bir nedendir ama sadece nedenlerden biridir.

88 Kongre üyesinin Gülen grubuna yakın gazetecilerin tutuklanmasına tepkilerini dile getirdiği mektubun nedenleri o halde bağış ve Türkiye gezisi dışında yukarıda özetlenenlerdir. Önümüzdeki dönemde ise buna benzer kampanyalardaki organize edilecek mektuplardaki imza sayının daha da artması muhtemeldir.