twitter

Saturday, February 07, 2015

Türkiye’nin yeni PR’cısı Alpaytac ile İlginç Sözleşme:

Türkiye’nin yeni PR’cısı Alpaytac ile İlginç Lobi Sözleşmesi:

İlhan Tanır

Günümüzde Washington’da lobi yapmak yabancı devletler için bir gereklilik. Gerek ABD Kongresi gerekse ABD yönetimi ile ilişkilerde Washington’da bulunan lobi şirketlerinin çalışanlarının geçmişten gelen tecrübe ve yakınlıklarından dolayı Washington’daki güçlü kimselere ve kurumlara ulaşması ve lobi yaptığı ülkelerin argümanlarını anlatması tercih edilegelmiştir.


Türkiye’de uzun yıllardır bu geleneğe uymakta, ABD Kongresinden emekli olmuş eski ağır toplarının sahibi olduğu lobi şirketlerini kullanagelmiştir. Geçmişte bunlardan birisi Amerikan Temsilciler Meclisinde liderlik pozisyonları yapmış (Cumhuriyetçi) Bob Livingston’ın Livingston şirketi iken bir diğeri de yine (Demokrat) Richard Gephardt’ın sahibi olduğu lobi şirketleridir ki bu ismin de Washington’daki etkisi tartışılmazdı. Alpaytac Inc ise, yine Washington'da lobicilik konusunda çok profesyonel işler yapan ve dünyanın dört bir yanında ofisleri ile dikkat çeken Fleishman Hillardt'ın yerine sözleşme yapıldı. 


Turkiye Buyukelciliginin anlastigi Alpaytac Inc aslinda bir PR sirketi ve Chicago merkezli. Bunun yanısıra LB International Solutions, LLC de Washington’daki Türkiye Büyükelçiliği ile anlaşması var. (https://efile.fara.gov/pls/apex/f?p=171:130:8714450384268::NO::P130_CNTRY:TU)


Alpaytac Inc isimli şirket özellikle THY’nin başarılı bir promosyon kampanyasını ABD’de yürütmesiyle biliniyor. Chicago’daki bir PR şirketinin Washington’da ne kadar etkili bir lobi şirketi olabileceği ise soru işaretleri barındırıyor. Merak edip Türkiye Büyükelçiliği ile Alpaytac arasında Mayıs 2014 yılında imzalanan sözleşmeye baktım. Sözleşmedeki bazı maddeler ise gerçekten çok çarpıcı idi.


Öncelikle, Alpaytac ile Türkiye Büyükelçiliği arasındaki anlaşma Mayıs ayında, yani yeni Büyükelçi Serdar Kılıç’ın geldiği haftalarda yapılmış. Bu açıdan Alpaytac Inc’in Ankara’nın kararı olduğu ve Kılıç’ın bu kadar hızlı bir şekilde yeni bir lobi şirketi tavsiye etmesinin pek gerçekçi olmadığı görülüyor. Alpaytac nokta atışı olarak Ankara’dan talep edilmiş.


Alpaytac’ın son altı aydır ne gibi çalışmalar yaptığını şu adresten öğrenebilirsiniz. Buradan da görüldüğü gibi Alpaytac Washington’da ABD yönetimi ve Kongre bazlı pek de çalışma yap(a)mamış. Onun yerine sergiler açmış, mektuplar yazmış, haber ajansları ile randevular almış vs.


Anlaşma Şartlarından bazıları:


  • Ödeme ve diğer masraflar
Sözleşmenin en ilginç hükümü para ödeme şekli: ''Hükümet (Türkiye) Alpaytac’a 1.420.000 (bir milyon dörtyüz yirmi milyon dolar) paranın bir milyon dolarını imza atıldığı gibi ödemeyi taahhüt'' ediyor. Washington’daki lobicilik işlerini azıcık takip eden herkes bilir ki, lobi şirketleri ile performansa dayalı ve aylık üzerinden (retainer) para ödenir. Anlaşılan miktarın üçte ikisinin imza ile ödenmesinin mantığı veya bir başka örneğini duymak çok isterim. 
Buna rağmen, daha önce Washington’da çalışmamış, Washington’da imza atıldığı tarihte ofisi dahi olmayan bir şirkete bir milyon dolarlık peşin para ödeme güveni nereden geliyor merak edilesi.
Yine Sözleşmeye göre, geri kalan 420 bin dolar ise ilk üç ayda ödenmiş. İlk üç ayda bütün parası ödenen bir şirketten, yılın geri kalanında çok yüksek bir performans beklenildiği ama bu beklentiyi Alpaytac’ın karşılaması için ne gibi bir motifi olacağı yine soru işareti.


  • Türkçe Bilen Elemanı ve Washington'da Ofisi Olması Şartı!
Bir milyonu peşin ödenen PR şirketine şart koşulanlardan bir diğeri şu: İmzalandıktan sonraki 30 gün içinde Alpaytac’ın Washington’da bir ofis açması! Ayrıca ‘’Türk ve Amerikan siyasi gelişmelerini anlayabilacek, Türkçe konuşabilecek en azından bir kişinin çalışıyor olması.’’ Yanlış okumadınız, Washington’da Türkiye için lobi yapacak şirketin ofisi yok ve gelişmelere hakim bir kişinin işe alınması şart koşuluyor! Bunlar zaten olması gerekmez mi? Washington’da ofisi olmayan bir şirket hangi bağları ve etkisiyle Türkiye lehine lobi yapabilir. Sorular, sorular.


  • Genç Siviller Bağlantısı
Sözleşmede imzası olan bir başka isim ise, Genç Siviller Grubu adına Ceren Kenar. Genç Siviller, Alpaytac’a, the Guardian-The Observer, Le Monde ve Washington Post’ta ‘Dünya Beşten Büyüktür’ adlı kampanya için ilanlar verilmesi için yaklaşık olarak 62 bin dolar para ödemiş. (Dün Bozkır’ın Washington gezisini anlatırken, hiç planlamadığım halde şu cümleye yer vermiştim: ‘’Gördüğüm PR anlaşma metnine göre, Alpaytac de Genç Siviller adına Ceren Kenar ile bir anlaşma imzalamış. Genç Sivillere tam olarak ne kadar ödendiğini göremiyoruz’’ Bu iki cümlenin ilki doğru, ikincisi ise yanlış. Genç Siviller burada ‘işveren’ olan ve onbinlerce doları Alpaytac’a ödeyen kurum, Alpaytac’dan para alan değil. Bu yanlıştan dolayı özür diliyorum. Günümüzdeki karmaşa ortamında insanların ‘yanlış’ yapabileceği değil muhakkak ‘art niyetli’ bir saldırı yapması farzediliyor, bu benim için doğru değil ve olmayacak. Bana twitter ve DM’den Genç Sivillerin nasıl fonlandığı ve bu paraları nasıl ödedikleri soruldu. Bunu bilmiyorum, websayfalarında yazarlar sanmıştım. Belki bir açıklama yaparlarsa iyi olur.)


Türkiye’nin ABD’deki Lobi Kanatları Kırıldı
Son 1 yıl içinde Türkiye lehine çok önemli lobicilik gücü olan Amerikan-Türk Konseyi (ATC) başkanı yerinden edilerek, ATC’nin Washington'daki o eski itibarı ve gücü kırıldı. DEİK, tamamen bir devlet kuruluşu haline getirilerek, ABD’deki değeri nötr hale getirildi. 50 eyalette de var olan ve etkili olan Cemaat yakını dernekler bilindiği gibi hükümet aleyhine çalışıyor. İşi bizzat lobicilik olan şirket olarak yaklaşık 1.5 milyon dolar ödenen şirketin ise Washington’da ne geçmişi var ne de düne kadar ofisi var.

Washington'ın en güçlü lobisi olan Amerikan-Musevi lobisi de, Erdoğan'ın anti-semite olarak algınanan sözleri ve Türkiye-İsrail ilişkilerinin kötülüğünden dolayı, Türkiye lehine lobi yapmaktan vazgeçti. Bu lobi, Türkiye için önceki yıllardaki en güçlü yardımcılardan biri idi Washington'da.


2015 yılındaki Nisan ayına, yani 1915 Ermeni tehcirinin 100. yılına yavaşça ilerliyoruz. AKP hükümetinin ABD lobi kanadı kırık ve dökük. Daha doğrusu AKP bu kanadı kırdı ve döktü.


Sözleşmenin Tam Metni:

Not: Yukarıdaki konularla ilgili hem Alpaytac'a hem de Büyükelçiliğe ulaşarak yukarıda soruduğum bazı soruların cevabını arayacağım. Yeni cevaplar gelirse yeni bir blog yazacağım.

Update 1: Genc Sivillerin odemelerini gosteren FARA dokumani: http://www.fara.gov/docs/6224-Supplemental-Statement-20141230-1.pdf

Update 2: Alpaytac ile yapilan sozlesmenin baska bir linki, bircoklari yukaridakini acamamis: http://www.fara.gov/docs/6224-Exhibit-AB-20140523-1.pdf

AB Bakanı Volkan Bozkır'ın Washington Ziyaretinin Artı ve Eksileri

Bozkır’ın Washington’daki Artı ve Eksileri

ilhan Tanır


Bozkır’ın Artıları:
  • Bakan Bozkır’ın Washington’a gelmesi başlıbaşına olumlu bir adım. Bundan birkaç yıl önce her ay gelmesine alışık olduğumuz AKP delegasyon veya bakanları yerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mayıs 2013’den hemen sonra meydana gelen Gezi protestolarından itibaren hükümet yetkilileri oldukça seyrek geliyor Washington’a. Tabi bunda AKP hükümetinin Gezi ile birlikte yaşadığı zedelenmenin etkisi çok büyük.
  • Bozkır’ın kamuoyuna açık yaptığı bir konuşmadan sonra gazeteci ve diğer dinleyenlerden şeffaf bir şekilde soru alması da AKP hükümeti yetkililerinin son iki yılda çok nadiren gerçekleştirdiği olaylardandı. Sunumunu kısa tutan Bozkır, German Marshall Fund’da 45 dakika kadar bir zamanı dinleyicilerin sorularına ayırdı. Örneğin dışişleri eski bakanı Davutoğlu’nun Washington’daki konuşmaları genelde ayrılan süreyi çok daha aşarak, vakit yetersizliğinden çok az sayıda soru almasıyla biterdi.
  • Büyükelçilikte düzenlenen ve başkentteki Gülen Grubuna yakın medya mensuplarının çağrılmadığı basın toplantısının olumlu yönü, sınırsız bir şekilde Bozkır’ın bütün soruları cevaplamaya hazır olması idi. 2 saate yakın süren toplantıda Bozkır, basın özgürlüğü ile ilgili eleştirileri hoşlanmasa da dinledi, gazetecilere cevaplar vermeye çalıştı. Aynı şekilde gazetecilerin, Büyükelçiliğe çağrılmayan gazeteciler ile ilgili eleştirilerini de dinledi, not aldı. Önceki tecrübelerden hareketle, yüzünü asan ve sinirli olduğunu gizlemeyen bazı bakanlara hatırlandığında, Bozkır kısa aralıklar sonra gülümsemesini geri kazandı, şakalaştı, basın mensuplarının ellerini sıktı ve başarılar diledi. Bu çok medeni ve yakın davranışlardan dolayı teşekkürü hak etti.

Eksiler:
  • Bu eksilerin hiçbiri Bozkır’ın kişisel özelliklerinden değil, Türkiye ile ABD ilişkilerinin geçirdiği zor durum ve aynı şekilde mensubu olduğu AKParti hükümetinin geçirdiği zor durumlardan kaynaklanıyor. Diğer bir deyişle ‘it s not personal, it’s business.’
  • Bozkır, Washington’a gelişinin iki ana sebebinden biri olarak Trans Atlantik İşbirliği Anlaşması olduğunu söylemesine rağmen, Amerikan yönetiminden herhangi bir yetkili ile görüşmemiş olması oldukça ilginç. Bu soruyu kendisine sormama rağmen, ‘yönetim ile görüşme yapmadım’ demekle yetindi. Kongre’de ilgili milletvekilleri görüşmüş olsa da, Beyaz Saray, Dışişleri veya ABD Ticaret Temsilcisi ile bir görüşme yapamamış olması gezinin en büyük eksikliklerinden. Yönetimden talep edildiği kadar üst düzey bir yetkili ile randevu alınanamış olduğu ilk akla gelen.
  • Bozkır daha önceki Washington ziyaretinde basınla görüşme yapmamış, hükümete yakın bir gazeteye verdiği mülakat ile gezisini geçiştirmişti. Bu durum tabi ki kabul edilemezdi. Geçtiğimiz yıl İçişleri bakanı Efgan Ala’nın Washington ziyaretinde yapılacağı haber verilen basın toplantısı ise son dakikada iptal edilmiş, ama ne hikmetse Ala yine hükümete yakın bir gazeteye konuşacak kadar vakit bulmuştu, ve böylece kendi istediği mesajları vererek başkentten ayrılmıştı. Bu kez de ‘basın sohbeti’ nin son dakikaya kadar erteleneceğini düşündüm. Bozkır, Ankara’dan gelen talimatlar yönünde Gülen’e yakın medya mensuplarını akreditasyon uygulayarak basınla görüştü. Bu durumun Bozkır’ın ziyaretine büyük gölge düşürdüğü bir gerçek. Özellikle GMF’de yaptığı konuşma sonrası, Amerikalı dinleyiciler önünde bu basın sohbetine davet edilmeyen gazetecilerin kendisine çıkışması, Bozkır’ın Washington’da vermek istediği mesajlardan bazılarını (Türkiye'nin gelişen demokrasisi, artan özgürlükleri vs.) adeta boşa düşürdü. Toplantıya gelenlerin o ortamda bulunmayanlara toplantı ile ilgili olarak vereceği özetin içinde muhakkak bu gazeteci-bakan sürtüşmesi olacaktır. ‘Türkiye’nin özel durumu’ şeklinde bu tür zor durumları açıklamak da imkansız. Bundan çıkan ders şu: Ya bazı Ortadoğu rejimlerinin yetkilileri gibi ya bu tür ‘riskli’ ve kamuoyuna açık toplantılara katılmayacak (yani ikinci sınıf bir demokrasi olduğunu kabul edecek) ya da katılınıyorsa gazetecilere akreditasyon gibi (sebebi ne olursa olsun) çağdışı yöntemleri kullanmıyor olacaksınız.
  • Bozkır’ın Kongre ziyaretleri yapmasına, Türk Dostluk Grubu eşbaşkanlarını ve TTIP anlaşmalarından sorumlu komite başkanı Keating’i görmesine rağmen, bir gün sonra 88 milletvekili tarafından imzalanmış ve Türkiye’yi ağır bir şekilde eleştiren bir mektuptan bihaber olmasının ne büyük ve derin bir sıkıntıyı anlattığını anlatmak çok güç. 88 milletvekilinin yanısıra en az 100 milletvekiline daha bu imzalı metnin sunulduğu tahmin edilirse (belki daha fazla), bunca milletvekili ofisinin birisinin dahi Washington’daki Büyükelçiliğe böyle bir mektuptan haber vermemesini benim havsalam halen almıyor. Bu demektir ki Washington'daki Büyükelçiliğin yüzlerce milletvekili ofisi içinde kendisine yakın bulduğu ve ilişki içinde bulunduğu milletvekilini bırakın bir çalışan da mı yokmuş? Büyükelçilik ile Kongre arasındaki ilişkiler hakkında ciddi bazı soru işaretleri doğuruyor bu durum.
  • Türkiye geçtiğimiz Mayıs ayında Alpaytac Inc isimli, Şikago merkezli bir PR kuruluşu ile yıllığı 1.4 milyon dolarlık bir anlaşma yapmıştı. Şikago merkezli bir PR şirketinin Washington’da ne denli etkin olduğunu bu mektup sagası da göstermiş oldu. (Gerçekten Washington DC'de lobi şirketi mi kalmamıştı?) Bu arada hiç adet olmadığı şekilde bu PR şirketine bir milyon doların peşin, geri kalan 400 bin doların ilk üç ayda ödendiğini söylemiş miydik? Bu durum lobi şirketleri ile ülkeler arasındaki anlaşmaların çok dışında ve normal olmayan bir durum. (Gördüğüm PR anlaşma metnine göre, Alpaytac de Genç Siviller adına Ceren Kenar ile bir anlaşma imzalamış. Genç Siviller, Alpaytac'a 62 bin dolar civarında para ödemiş e tam olarak ne kadar ödendiğini göremiyoruz.) Bu PR şirketine geçen haftaki bozgunun hesabı soruldu mu? Soruldu ise sonuç?

Türkiye-ABD İlişkilerine Bir Meteor Yaklaşıyor

AB Bakanı Bozkır'ın Washington'da Basın Özgürlüğü İle İmtihanı

İlhan Tanır

Türkiye’nin Avrupa Birliği Bakanı ve başmüzakereci Volkan Bozkır, Washington’a 2 günlük bir ziyaret gerçekleştirdi. Son yıllarda Türkiye’den Washington’ı ziyaret eden yüksek düzey hükümet yetkili sayısı oldukça az. Washington’a gelen AKP hükümeti yetkilileri ya Washington'da radar altinda kalıyor, basınla görüşmüyordu ya da hükümete yakın bazı gazetelere özel mülakatlarla geçiştiriyorlardı. Buna hiç şüphesiz Türkiye'nin Washington'daki zor durumu ve dahi Türkiye içi politikanın zehirli hali neden oluyordu.


Nitekim Bakan Bozkır da, Washington ziyaretinin iki ana sebebi olduğunu, bu sebeplerden birinin, Türkiye'nin hem AB hem de ABD'de ciddi bir imaj zedelenmesi yaşadığını ve bu sıkıntıları gidermeye çalışmak olduğunu açıkça söyledi. Bu imaj zedelenmesine rağmen, Bozkır’ın Amerikan yönetimi yetkilileri ile bir görüşme yapmamış olmasını not etmek gerekiyor.


Bozkır başkentteki German Marshall Fund’da yaptığı konuşmada, önümüzdeki dönemde Washington’a yeniden ziyaretlerde bir yoğunluk yaşanacağı işaretlerini verdi. 2015 yılının Nisan ayı yaklaştığından dolayı, 1915 Ermeni katliamları ve tehcirinin 100. yılında olanları soykırım olarak tanıtmaya çalışacak Ermeni Diasporasına karşı bir atağın Ankara’dan gelmesi bekleniyor. Ama şu şartlarda Türkiye'den gelen yetkililerin ne derece etkili oldukları büyük bir soru işareti. Üstüne, son yıllarda Türk-Amerikan ilişkilerinde etkili olan Amerikan-Türk Konseyi (ATC), Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK), Cemaate yakın çok etkili derneklerin ya etkinliği kırıldı ya da hükümetin aleyhine dönüştü. Bundan dolayı da şu an Washington’da AKP’nin lehine çalışacak etkili bir aktör kalmamış durumda.


Meteor Yaklaşıyor
Bozkır'ın Washington'a gelmesinin bir başka nedeni ise, Trans Atlantik Ticaret İşbirliği  (TTIP) konularını görüşmek idi. Bozkır, Amerikan Kongresinin bazı üyelerini ziyaret etti ve Türkiye'nin, AB ile olan Gümrük Birliği anlaşmasından dolayı uğrayabileceği ciddi zararları muhataplarına aktardı.


Washington’da TTIP konusunu günlük olarak takip edenler ise, bu konuda da Türkiye lehine herhangi bir gelişmenin yaşanmadığını anlatıyor. Bir yıl içinde ABD ile AB arasındaki TTIP veya Ortak Pazar anlaşmasının son dönemece girmesi ve Obama’nın başkanlığı bitmeden böyle bir anlaşmanın yapılabilmesi ciddi bir olasılık. Böyle bir anlaşma yapıldığı takdirde, dışarıda kalacak bir Türkiye, Amerikan mallarına karşı tümüyle korumasız ve açık bir pazar haline gelecek.


Yani bir meteor yavaşça Türk-AB ve Türk-Amerikan ilişkilerine yaklaşıyor.


Bozkır’a göre, ABD ile AB arasında imzalanacak bir TTIP anlaşmasına Türkiye eklenmediği halde Türkiye’nin ekonomisi ilk yıl 3 ila 5 milyar dolar civarında zarara uğrayacak. Bu miktarın daha çok olduğunu savunan bazı uzmanlar var. Bozkır, ‘’bu anlaşmanın zararını Türkiye karşılayamaz’’ diyerek Amerikalı ve AB’li meslekdaşlarına Türkiye’nin konumunu dikkate almaları gerektiği konusunda mesajlar gönderdi. Bozkır’a göre, bu problem ‘basit bir şekilde’ AB ile Gümrük Birliği anlaşması yapmış ülkelerin de TTIP’e dahil edilmesi fıkrasının eklenmesi ile çözüleceğini ifade etti.


Bozkır: Basın Özgürlüğü Yok Denince Rahatsız Oluyorum
Bakan Bozkır, hem GMF’de yaptığı konuşmada hem de başkentteki bazı Türk basın mensupları ile yaptığı yaptığı sohbette Türkiye’deki basın özgürlüğü ile ilgili sorulara muhatap kaldı. Başkentteki ‘bazı’ Türk basın mensupları diyoruz çünkü başkentte ilk kez, Gülen Grubuna yakın basın mensupları akreditasyona uğradı ve Büyükelçiliğe çağrılmadı. Bozkır, GMF’deki konuşmasında ‘’Türkiye’de basın özgürlüğü yok denince ben oldukça rahatsız oluyorum’’ derken Türkiye’de yayınlanan gazete ve televizyon kanallarının çokluğunu hatırlattı. GMF’de bulunan ve Bozkır’ın basın sohbetine davet edilmeyen bazı basın mensupları ise ısrarla kendilerinin neden bu basın toplantısına davet edilmediğini öğrenmek istedi. Amerikalı uzmanların önünde cereyan eden bu tartışma, Türkiye’nin demokrasisinin ve özgürlüklerinin iyileştiğini anlatan Bozkır için ve ülkenin imajı için talihsiz bir gelişme olduğunda şüphe yoktu. Bozkır, bu sorulara karşılık olarak kendisinin bu seçimi yaptığını ve basın konferansı ile basın sohbeti arasında bir fark olduğunu anlattı. Bu farkı ben de ilk kez öğrenmiş oldum.


Bunca yıldır Washington’da yabancı devlet yetkililerinin ziyaretlerini izlemiş bir gazeteci olarak, Bozkır’ın kendi ülkesinin gazetecileri ile giriştiği bu ağız duellosuna benzer bir olay gördüğümü hatırlamıyorum.


‘Türkiye’nin bütün özgürlüklerinin gelişmesi için hepimizin çaba sarfetmesi lazım’ diyen Bozkır’a göre, Türkiye’nin aldığı yolun ve yaptığı reformların da hakkının verilmesi gerekiyor.


Basın Özgürlüğü Konularını Yurtiçinde Halletmek Lazım
Bozkır, bazı basın mensupları ile Büyükelçilikte yaptığı sohbette de basın özgürlüğü sorularına cevap vermeye çalıştı, ‘'basın özgürlüğü konusunda birlikte hareket etmemiz lazım, basın özgürlüğü konusunda sizlerle aynı görüşte değilim. ama bu konuları yurtiçinde halletmemiz gerekir, yurtdışında Türkiye’ye zarar verecek bir noktaya gelmiş ise onları önlemek için birlikte çaba sarfetmemiz gerekir. (Bu konuları) Türkiye’de söylememiz mümkünse Türkiye'de söylemek lazım.’’ dedi. İnternet ve sosyal medya çağında, Türkiye’deki özgürlük konularının Türkiye içine hapsedilmesi nasıl olacak bilmek güç. Büyükelçilikteki bu sohbette, birkaç gazeteci diğer meslekdaşlara uygulanan akreditasyondan rahatsızlığını Bozkır’a sohbet sırasında açıkça anlattı, Bozkır önce ‘akşama kadar neden böyle olduğunu anlatamam’ dedi. Sonraki itirazlar geldiğinde ise ‘konuyu not ettik’ demekle yetindi.


ABD Kongresi Bozkır’ı, 88 İmzalı Mektup Karşıladı
Volkan Bozkır’ın Kongre’yi ziyaret ettiği ve Washington’da görüşmeler yaptığı günde, Amerikan Temsilciler Meclisinin 88 üyesinin imzasının yer aldığı bir mektubun ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’e gönderilmiş olması dikkat çekti. Mektupta, muhalefeti susturmak için daha evvel yapılan girişimlere ek olarak Türkiye’deki son gözaltıların özgürlük, demokrasi ve ekonomik refaha ‘ürkütücü’ etki yaptığını iddia eden Amerikan Kongre üyeleri, Dışişleri Bakanı Kerry’ye de şu çağrıda bulundu: “Bu konuların barışçı ve uygun şekilde çözüme kavuşturulması adına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve hükümetine ulaşmanız için size güçlü şekilde çağrıda bulunuyoruz.”


Mektup, hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi üyeler tarafından imzalandı. Ayrıca Kongre'deki Türk Dostluk Grubunun bazı üyelerinin de imzaları mektubun altında yer aldı. Mektupta açıkça Gülen Grubuna yakın gazete ve gazetecilerin yer alması, mektubun Türkiye'deki basın özgürlüğü sıkıntılarını dile getirmesinin yanısıra, Erdoğan ile Fethullah Gülen arasındaki mücadelenin de Washington'a bir başka yansıması olarak kabul edildi. Bozkır ise, birgün once Kongre’de görüşmeler yaptığı halde, neredeyse her dört Amerikan Milletvekilinden birinin imzaladığı mektuptan yayınlandığı sabah haberi oldu. Bu demektir ki, Bozkır'ın ne görüştüğü milletvekilleri ne de düzinelerce imzacı milletvekillerinin ofisi Türk Büyükelçiliğine bu sert mektupla ilgili bir haber verdiler. Bu gelişme de sadece Türkiye'ye duyulan alerjinin bir başka göstergesi.

Velhasılı kelam Washington'da değişen birşey yok: Türkiye'ye duyulan alerji tarihindeki ender zirvelerinden birini yaşıyor.

Tuesday, August 12, 2014

Pres Obama and Pres-Elect (PM) Erdogan phone readout

THE WHITE HOUSE
Office of the Press Secretary
FOR IMMEDIATE RELEASE
August 12, 2014

Readout of the President's Call with Prime Minister Erdogan of Turkey

The President spoke today with Prime Minister Erdogan to congratulate him on his election as the 12th President of the Republic of Turkey and wish him well as he begins his term later this month.  The President praised the Prime Minister’s speech on Sunday and noted that as Turkey’s first directly elected President, the Prime Minister has an historic opportunity to further move Turkey forward.  The President and Prime Minister agreed on the importance of close cooperation on Syria and Iraq and the terrorist threat emanating from the region.  They also discussed ceasefire efforts in Gaza.  The President welcomed Turkey’s humanitarian aid to vulnerable Syrians and Iraqis, and both agreed on the need to ensure cooperation and such assistance continue.  They also expressed hope that a new Iraqi government will bring all communities together.

Monday, August 11, 2014

US State Dpt Spox Marie Harf can't characterize Turkish elex "free, fair, transparent"


Daily Press Briefing Index
Monday, August 11, 2014
2:09 p.m. EDT
Briefer: Marie Harf, Deputy Spokesperson

Red questions were asked by me, rest of questions by other colleagues:

Turkey, Elections, Erdoğan, 

QUESTION:  Turkey?

MS. HARF:  Turkey. 

QUESTION:  Yesterday there were elections, and today kind of – they declared the results, and it looks like Prime Minister Erdogan is going to be the president.  Do you have any reaction?

MS. HARF:  We do.  We congratulate the people of Turkey and President-elect Erdogan on this first direct popular election of a president.  Also congratulate the two other candidates who fought a hard-fought race.  Look forward to working with Prime Minister Erdogan in his new role as president and with whoever succeeds him as prime minister.  Obviously, we are a friend and ally of Turkey and look forward to continuing our close relationship.

QUESTION:  How did you find the conditions of the elections?

MS. HARF:  Well, the OSCE monitoring mission put out a report – preliminary conclusions reached today noted the candidates were generally able to freely campaign, that freedoms of association and assembly were respected.  Also noted that the use of official position by the prime minister as well as biased media coverage gave him a distinct advantage over the other candidates.  I think the OSCE is going to release its full – or final report in the coming weeks.

QUESTION:  So under circumstances, is – in light of this initial report, would you be able to characterize the elections as free, fair, and transparent at this point?
MS. HARF:  I don’t think I have any more analysis to do of it for you at this point.


QUESTION:  (Off-mike.)

QUESTION:  Can I just pursue that?  Do you --

MS. HARF:  Yeah.

QUESTION:  Does the United States agree with that characterization that --

MS. HARF:  Again, it’s just a preliminary report.  We’re still looking at it.

QUESTION:  -- that he had an advantage as the incumbent as it relates to --

MS. HARF:  I don’t have further analysis to do.  We’re still looking at it.

QUESTION:  Has the U.S. been in touch with him since the election?

MS. HARF:  I don’t know.  I can check.  Actually, let me see.  I might have one thing on this.  Expect the President to speak with him in the coming days.

QUESTION:  Now, there is a lot of charges that the Erdogan election, on and of itself, is really a manifestation of creeping dictatorship.  Are you concerned about that?

MS. HARF:  I don’t have any more analysis to do of the Turkish elections for you.

Syria, ISIS; Secretary Clinton's Criticism

QUESTION:  Yesterday, I believe, Secretary Clinton gave an interview.  And she stated that because the U.S. Government did not help moderate Syrian opposition, ISIS became much more powerful and spread.  What would be your response to that?

MS. HARF:  Well, I would note a few points.  The first is that the U.S. has increased the scope and scale of our assistance to the moderate Syrian opposition, including announcements made last year and a request the President made of Congress this year to fund and authorize a train and equip program for the moderate Syrian opposition.  That’s something we think is important, and we’ve continued to increase our efforts in that area.

Also, the Assad regime played a key role in ISIL’s rise.  They allowed for a security situation where ISIL could grow in strength.  The Syrian regime fostered the growth of terrorist networks; they facilitated the flow of al-Qaida foreign fighters; they – during the Iraq conflict specifically, the regime certainly has been aware and encouraged violent extremists’ transit through Syria to enter Iraq.  So the regime has had a long history of helping these kind of terrorists foment unrest in Iraq.  So that’s not something new or, certainly, unfortunately, confined to this conflict.

QUESTION:  So just today, again, the former State Department Syria official Fred Hoff wrote a paper.  And he was saying, basically, your half a billion aid to the moderate rebels would arrive as early as 2015, which is – he says, quote, about nothing that means nothing.

MS. HARF:  He’s entitled to his opinion.  We think that we have provided assistance to the moderate opposition in an increasing scope and scale.  Again, that’s why we announced a train and equip mission just several months ago and want that to get there as soon as possible.  It does require congressional action, though, and we’ve seen how willing – Congress has been willing to act on a whole host of things.  But certainly, we think they should act quickly on this.

QUESTION:  Are you disappointed in what the former Secretary Clinton said?

MS. HARF:  Am I disappointed?

QUESTION:  Are you disappointed that she was actually quite critical of your foreign policy?

MS. HARF:  I think Secretary Clinton served in this Administration for a very long time and worked on very tough issues with many people in this building.  And look, she is the – would be the first to say there are no easy answers.

QUESTION:  All right.  Okay.

MS. HARF:  She’s looked at these issues closer than many people, and I’m sure we’ll be hearing more from her in the coming days, weeks, months.  And so, obviously, we’ll have those conversations when she does.

QUESTION:  But she made an assertion that, basically, your policy is ad hoc – I mean, you don’t have a strategy.

MS. HARF:  Well, I don’t think she used those terms.

QUESTION:  It’s pick and choose – I mean, she didn’t use those words.  But you mentioned –

MS. HARF:  Right.  Those weren’t her – those weren’t her words, though.

QUESTION:  Okay.

MS. HARF:  And look, she played a key role in our strategy when she was at the State Department.  So she was deeply engaged in these issues from this building when she was Secretary of State.  She, more than anyone, knows how complicated and complex they are and that there are no easy answers.

QUESTION:  And she also says --

QUESTION:  But was it a decisive role?

MS. HARF:  I’m sorry?

QUESTION:  She played a role, but was it a decisive --

MS. HARF:  She played – I would say Secretary Clinton played a very formidable role in our foreign policy, yes.

QUESTION:  And don’t you think that these recent remarks of her is a very serious allegation about your Administration policy for the last three years?

MS. HARF:  Well, it’s all of our – I mean, she’s been a key part of that policy, to be clear.  And look, it’s healthy and good to have discussions and debates about such important issues.  We certainly believe that here internally, inside the Administration.  That would absolutely apply to these comments as well.  So look, no one has all the knowledge on this or all the analysis on this, and that’s why it’s important to have this conversation.

We believe that our policy we’re pursuing is one intended to increase our assistance, to increase support to the moderate opposition, even given a very challenging operating environment.  So, again, this is an ongoing conversation we have, certainly, inside the Administration today.

QUESTION:  Is her statement related to the upcoming presidential elections, do you think?

MS. HARF:  I think you can ask former Secretary Clinton’s staff what her intentions are.

QUESTION:  Well, she said that the Obama Administration’s foreign policy doctrine was, quote, “Great nations need organizing principles, and ‘Don’t do stupid stuff’ is not an organizing principle.”  What do you have to say to that?  I mean --

MS. HARF:  Okay.  I don’t think I have much more analysis to do on that.  Look, I think we’ve made a few principles clear since the President came into office and Secretary Clinton was here, whether it was rebuilding alliances, whether it was investing in international multilateral organizations – so when you look at a conflict like Ukraine or Iran, we have coalitions behind us, backing us up – building international coalitions to fight shared threats – I think you’ve seen us do that across the board – but also not hesitate to act unilaterally when we believe our national security interests are challenged.  So there’s a number of principles I think that underpin our foreign policy and national security since we’ve been here.  We believe very strongly in them, and again, don’t have much more analysis to do than that, I think.

QUESTION:  Are there any regular communications between the current Secretary of State and the former Secretary of State?

MS. HARF:  I know they speak.  I can check and see how regular it is, but I know that Secretary Kerry very much valued Secretary Clinton’s advice and counsel not only when he’s been here but before, when he was still in the Senate.  I don’t have much more than that.

QUESTION:  Just one more on this.  You have been elaborating that you have been increasing your help to the moderate.

MS. HARF:  Mm-hmm.

QUESTION:  On the other hand, just last May, Syrian moderate opposition officially asked from White House and the Pentagon, in May, increasing the weapons and the (inaudible) to fight ISIS.

MS. HARF:  Mm-hmm.

QUESTION:  And they’ve got nothing.

MS. HARF:  And the President submitted a request to Congress to train and equip the Syrian opposition.  So we’re waiting on --

QUESTION:  And it will arrive some time in 2015, right?

MS. HARF:  Waiting on Congress to act.

Yes.

QUESTION:  In the meantime, ISIS and the regime are in Syria --

MS. HARF:  No.  In the meantime, we are continuing to support the moderate opposition, but on this one piece of it we’re waiting on Congress to act.

Yes, Lara.

QUESTION:  And everybody knows that --

MS. HARF:  We’re going to move on, though.  We’re going to move on.

No, Lara, go ahead.

QUESTION:  That’s okay.  Do you have one more question?

QUESTION:  Yes, I have one more.  And while – I mean, you are giving a picture here and you are defending your U.S. policy, but rest of the world can see that the Syrian moderate opposition is being kicked out from Syria by the al-Qaida, ISIS, and the regime.

MS. HARF:  Well, a few things you said there just aren’t accurate.  First of all, the Syrian opposition is alive and well in Syria.  They face a very challenging environment.  They have fighting on two fronts – against terrorists like Nusrah and ISIS, and also against the regime. 

Also, when you use the term “the rest of the world,” I don’t have any idea what that means.  We have consistently worked with our international partners on Syria, whether it’s to provide humanitarian access, whether it’s to provide humanitarian support, whether it’s to get the chemical weapons out of Syria, which are now being destroyed somewhere else. 

So look, we’re working with our international partners on this.  But again, there is no easy solution here.  It is a very challenging situation.  We have put in place a policy that we believe has increased the support to the opposition throughout time, helping them grow, but in the absence of a political solution here – which we believe is the only ultimate solution – we’re in a very tough place right now.  So we will keep supporting the moderate opposition, keep trying to get humanitarian access in, and keep pushing for a political solution.  But none of those things are easy and no one should say otherwise, I don’t think.

QUESTION:  Just to follow up.  A second ago you said Assad played a key role in allowing the rise of ISIS.  Would you say the same for al-Maliki?

MS. HARF:  No, I would not.

QUESTION:  Okay.

QUESTION:  Why not?

MS. HARF:  Because I wouldn’t.  Because it’s completely different.  ISIS started really gaining strength in Syria when Assad a, facilitated their rise, helped facilitate their movement into Iraq, and gave them a security environment in which they could operate.  Prime Minister Maliki has been fighting a very serious battle against them in his own country.  Yes, he could’ve governed more inclusively, but that’s very different than allowing a terrorist group to flourish and indeed supporting them.

QUESTION:  Marie, you’re saying he facilitated their movement from Syria to Iraq.  I mean, did he provide them with a truck and transportations, and things like this?

MS. HARF:  I don’t have more specifics for you than that, Said.

QUESTION:  So you don’t think that the Syrian regime was actually fighting ISIL in Syria?

MS. HARF:  Look, I know that they supported their rise and they helped facilitate them into Iraq.  I know that.

QUESTION:  Can we go to Argentina?

QUESTION:  And one more.  What do you think Iran’s role in terms of ISIS and al-Qaida-affiliated groups in Syria?

MS. HARF:  Well, we know that Iran has supported the Syrian regime in Syria.  So that’s been the crux of our concern there.

QUESTION:  And the U.S. Treasury Department issued statement in February saying directly that operatives in Tehran are facilitating fighters and funds into al-Qaida-affiliated groups in Syria.

MS. HARF:  Okay.  I can check with Treasury.  I can check on the specifics, if those were private citizens or something else.  I’ll check.

QUESTION:  Because the – under the knowledge of the Tehran regime, that’s what --

MS. HARF:  Okay.  Well, I’ll check with my Treasury colleagues.

Sunday, August 10, 2014

Başkan Obama Pazar Günü Golf Oynadı, Erdoğan'a telefon açamadı


Başkan Obama, pazar günü öğleden sonra 1.05'de Martha's Vineyard'daki Farm Neck Golf Club'a gelerek, golf oynamaya başladı.
Başkan Obama, akşam 6.30'a kadar arkadaşları ile golf oynadı. 
Beyaz Saray'dan seçimlerle ilgili ilk ve tek yorum ise 4.48'de Caitlin Hayden tarafından yapıldı. ABD saatiyle 3 pm gibi, Türkiye'deki cumhurbaşkanlığı seçimleri sonuçlanmıştı. 
Beyaz Saray'dan gelen açıklamada, Başkan Obama'nın 'önümüzdeki günlerde' Başbakan Erdoğan'a telefon açacağı ifade ediliyordu. 
Beyaz Saray bu açıklamayı yaparken Obama golf oynuyordu.

Pazar günü Obama'nın programını anlatan 2 email Beyaz Saray'dan Washington muhabirlerine gönderildi:

Second White House Pool Report
Sent: Sunday, August 10, 2014 06:31 PM
Subject: Travel pool report #2 -- golf over
The motorcade left Farm Neck Golf Club at 6:30. The pool has not yet seen the president today.

First White House Pool Report
Sent: Sunday, August 10, 2014 01:45 PM
Subject: Travel pool report #1 

Greetings from Martha's Vineyard, where the sun is shining and the president is golfing. 

The first full day of POTUS' vacation started slowly for your pool. POTUS got out and about at a leisurely Sunday pace and so did we. 

The first full day of POTUS' vacation started slowly for your pool. POTUS got out and about at a leisurely Sunday pace and so did we. 

The pool joined up with the motorcade in Chilmark at 1:05 and arrived at the Farm Neck Golf Club in Oak Bluffs at 1:35. The drive across the island was an uneventful ride past wooded hills, cedar-shingled homes and a farm stand. A woman on a scooter honked enthusiastically as we rode by. One man, a beach towel hanging around his neck, thrust his fist in the air.

The pool is holding in the vans. Golf partners, per the White House:

Cyrus Walker
Ahmad Rashad
Robert Wolf