twitter

Monday, July 27, 2015

US Senior Official remarks on WPost "No Fly Zone" Story

US: There will be no "No Fly Zone" Announcement:
Ilhan Tanir

US "Senior Administration Official" made some exclusive statement on Washington Post's "no fly zone" report.

Senior Official's remarks:
1)
"Details remain to be worked out, but what we are talking about with Turkey is cooperating to support partners on the ground in northern Syria who are countering ISIL."
Meaning: Including Syrian Kurdish forces, Coalition air power will continue supporting various anti-ISIL forces in N.Syria.

2) 
"The goal is to establish an ISIL-free zone and ensure greater security and stability along Turkey’s border with Syria."
Meaning: Not "Assad-free zone" but "ISIL-free zone". This is something parallel to what the US adm has been wanting for, not Ankara. Ankara insisted for years that any kind of buffer zone or safe zone in N. Syria has to be established to intervene against the Assad regime forces as well.

3)
"Any joint military efforts will not include the imposition of a no-fly zone.  As the Presidents discussed in their phone call on Wednesday, we will work in concert towards a political settlement to the conflict in Syria."
Meaning: No Fly Zone will not be announced as some of Turkish press reported earlier.

When asked the Obama administration's senior official whether the coalition forces taking off from Incirlik Airbase will continue support PYD forces in N. Syria, official commented:

4)
"The United States has been clear that we support the efforts of various groups fighting ISIL with Coalition airstrikes. This support to counter-ISIL ground forces in Syria continues. This includes support not only for the anti-ISIL fighters - comprising Syrian Kurds and local Sunni Arab fighters - who drove ISIL from Tel Abyad last month, but also recent Coalition airstrikes north of Aleppo where primarily Sunni Arab opposition forces have been battling ISIL."

Meaning that US forces continue to support Syrian Kurdish PYD forces. However it is not clearly stated here, it's very plausible that the coalition jets/unmanned planes take off from Incirlik will help Syrian Kurdish forces as well as other anti-ISIL groups on the ground. Official also reminds that US recently started to support those Syrian Sunni Arab fighters that countering ISIL on the ground. Those Sunni Arabs around north of Aleppo are most likely the ones Turkey supports.

5)
"We share Turkey's position that areas liberated from ISIL should be administered inclusively with conditions set for the return of refugees. This will be key to stabilizing these areas. We welcome the pledge of the anti-ISIL forces in Tel Abyad to allow the return of refugees and encourage them to leave administration of the town to local, credible civilian committees, and we urge the groups to fulfill these pledges."

ABD'den Uçuşa Yasak Bölge Açıklaması

ABD: Uçuşa Yasak Bölge Yok
Sorularımızı cevaplayan üst düzey bir ABD yönetimi yetkilisi, Pazar günü Washington Post'da çıkan ve Türkiye ile ABD'nin birlikte, Suriye'nin kuzeyinde bir 'güvenli bölge' kuracağını iddia eden haberle ilgili bir açıklama yaptı. Yapılan özel açıklamada yetkili, Türkiye ile ‘’ortaklaşa yapılacak askeri gayretler bir uçuşa yasak bölgeyi kapsamayacak’’ derken, Türkiye ile konuşulan konunun ayrıntıları üzerinde çalışılmaya devam edilse ‘’Kuzey Suriye yerelinde mücadele eden ortaklara destekte bir işbirliğidir’’ denildi. Açıklama ayrıca, hedefin ‘’IŞİD’den özgür bir alan kurmak ve Türkiye ile Suriye sınırında daha yüksek güvenlik ve istikrarı sağlayabilmek’’ olarak belirlendiğini kaydetti.


PYD Korunmaya Devam Edilecek
Aynı yetkiliye, bölgede bulunan PYD güçlerinin de İncirlik'ten kalkan Koalisyon güçlerince korunup, korunmayacağını sorulduğunda, yetkili önce 'operasyonel detaylar veremem' dese de, ABD’nin IŞİD ile savaşan farklı grupları desteği konusunda ‘açık sözlü’ olduğunu ifade etti: ‘’Suriye'de IŞİD'e karşıt kara güçlerini destek gayretlerine devam ediyoruz. Bu destek sadece Tel Abyad’dan IŞİD’i süren Suriyeli Kürtleri ve yerel Sunni Arap savaşçıları değil aynı zamanda Halep’in kuzeyinde IŞİD ile mücadele eden Sunni Araplara da son zamanlarda yapılan Koalisyon hava saldırıları ile veriliyor’’ denildi.

Anlamı:
Böylece ABD, Kuzey Suriye’de bir taraftan Türkiye’nin destek verdiği bazı ılımlı Suriyeli muhaliflere destek verdiği gibi aynı zamanda Suriyeli Kürtleri domine eden PYD'nin YPG savaşçılarını da Koalisyon uçaklarının destek olacağının işaretini verdi. Kuzey Suriye'de IŞİD ile en şiddetli mücadeleyi yapan PYD'ye bağlı YPG güçleri olduğu hatırlara gelirse, bu açıklama ile Amerikan yönetiminin, İncirlik'ten kalkacak Koalisyon hava güçlerinin K.Suriye'de bulunan PYD'ye de destek olacağı anlamına da gelebilir.

ABD yetkilisi ayrıca açıktan bir 'uçuşa yasak bölge' kurulmayacak demekle de, resmi bir ilanın daha önce Türk basınına yansıdığı gibi yapılmayacağını kaydetmiş oldu.

Türkiye, 2012 yılından beri birçok kez uçuşa yasak bölge ve güvenli bölge talep etmiş, bu bölgelerin doğrudan Şam yönetimine karşı olarak da kurulması gerektiğinde ısrar etmişti. Bu kez ise Koalisyon hava güçleri Suriye'nin kuzeyinde sadece IŞİD karşıtı hava saldırıları düzenleyecek. Açıklamada da zaten 'IŞİD'den özgür alanlar' hedef olarak gösterilerek, Esad güçlerinden özgür tanımı ise yapılmamış.


açıklamanın tümü:
''Ayrıntıların üzerinde çalışılmaya devam edilmesi gerekiyor ama Türkiye ile konuştuğumuz konu, IŞİD ile Kuzey Suriye yerelinde mücadele eden ortaklara destekte işbirliğidir. Hedef, IŞİD'den özgür bir alan kurmak ve Türkiye'nin Suriye ile sınırında daha yüksek güvenlik ve istikrarı sağlayabilmektir. Ortaklaşa yapılacak askeri çabalar bir uçuşa yasak bölge kurulmasını kapsamayacaktır. Başkan ve Cumhurbaşkanının Çarşamba günü telefonda görüştüğü gibi, beraberce ahenki bir şekilde Suriye'deki anlaşmazlığa karşılık bir siyasi çözüme doğru gideceğiz.''

''ABD, IŞİD ile savaşan farklı grupları desteklediği konusunda açık sözlü. Suriye'de IŞİD'e karşıt kara güçlerini destek gayretlerine devam ediyoruz. Bu destek sadece Tel Abyad’dan IŞİD’i süren Suriyeli Kürtleri ve yerel Sunni Arap savaşçıları değil aynı zamanda Halep’in kuzeyinde IŞİD ile mücadele eden Sunni Araplara da son zamanlarda gönderilen Koalisyon hava saldırıları ile veriliyor. IŞİD’den özgürleştirilen yerlerin herkesi kapsayıcı şekilde yönetilmesini ve göçmenlerin geri dönmesi konusunda Türkiye’nin pozisyonunu paylaşıyoruz. Bu durum, anahtar konumdaki buralardaki bazı bölgelerin istikrara kavuşmasını sağlayacaktır. Biz, Tel Abyad’daki IŞİD karşıtı güçlerin vermiş olduğu göçmenlerin geri dönüşüne izin verilmesi ve şehrin yerel, güven verici sivil komitelerin yönetimine bıraklması sözünü memnuniyetle karşıladık ve bu sözlerin yerini getirilmesi için çağrı yapıyoruz.’’

Sunday, July 26, 2015

US State Dept Statement on Turkey-PKK

US State Department official commented on Turkey's attacks on PKK camps in North Iraq in an exclusive statement. I never remember the US govt. directly called on PKK to renounce terrorism. This should be the first, perhaps.



"We have seen the reports of the airstrikes. We would refer you to the Turkish government for details.


We strongly condemn the PKK’s recent terrorist attacks within Turkey, and respect our NATO ally Turkey’s right to self-defense.



We call on the PKK, which the United States has designated a terrorist organization, to renounce terrorism and re-engage in talks with the Government of Turkey.



We urge de-escalation by both sides and encourage everyone to remain committed to the peaceful “solution process” to bring about a just and sustainable peace for all Turkish citizens.



Violence does not contribute to long-term security and development that benefits all of Turkey’s citizens."

Drew Bailey
Press Officer
U.S. Department of State

Saturday, July 25, 2015

İncirlik, İŞİD ve Tampon Bölgesi

İngiliz RUSI düşünce kuruluşunda uzmanı  ve ayrıca İstanbul merkezli EDAM düşünce kuruluşunda silahsızlanma konuları direktörü Aaron Stein, ayrıca son 2-3 yıl içinde gerek Türkiye'nin Suriye krizi ile ilgili politikaları olsun, gerekse de Türkiye iç-politikası olsun, en çok üreten ve itibarlı Washington düşünce kuruluşlarında kendine yer bulan bir isim oldu. 

Basında çıkan İncirlik anlaşmasının içeriği tam olarak bilinemiyor. Bu üsten çıkan uçakların herhangi bir sınırlamaya tabi olup olmadığı açıklanmadı. Yani hem İncirlik in nasıl kullanacağı hem de Suriye içine 90 km genişliğindeki 'uçuşa yasak bölge' konusu ile ilgili bilinmeyenler, bilinenlerden çok. Ortada bir anlaşmaya referans ediliyor ve bu anlaşmanın maddeleri, taraflar canı istedikçe açıklanıyor. Bizlerde tenis topu gibi izliyoruz. Bu belirsizlikten dolayı da bu anlaşmalarda olanları tahmin etmemiz ve ihtimaller üzerinden egzersiz yapmamız gerekiyor:

''Eğer uçaklar sizin toprağınızdaki bir üsten (İncirlik) kalkıyorsa, sizin bu uçaklar için angaje kurallarını belirleme hakkınız vardır. Anladığım kadarıyla İncirlik'ten kalkan uçaklara sadece Halep'in kuzeyi ile İdlib'de hareket etmesini şart koşabilirler ki bu da Türkiye'nin desteklediği Suriye Özgür Ordu grupları (ÖSO - FSA) destek de anlamına gelmiş olur. Türkiye'nin uçuşa yasak bölge ile anladığı, de facto olarak, Esad rejimine hitaben jetlerini buraya yaklaştırma uyarısı yapılacak bir alan olabilir. Bu genişliği, Hürriyet'te çıkan haberlerdeki gibi ise, Halep'in kuzeyine doğru uzanıyor demek. ABD'nin ortaya koyduğu hava saldırıları bilgileri gösteriyor ki, General Allen Ankara'yı ziyaret ettiğinden itibaren, Amerikan hava güçleri Jarablus ve çevresini vurmayı, yani PYD güçlerine destek olmayı bıraktı, onun yerine Türkiye'nin desteklediği gruplara yakın yerlerde hava saldırısı yapmaya başladılar. Bu da İncirlik anlaşmasının temelini oluşturuyor olabilir. Bu anlaşma 9 aydır görüşülüyor ama Suruç bu anlaşmayı sonuçlandırdı gibi.''

Cagaptay: Türkiye tam bir üye haline geliyor
Washington'daki WINEP düşünce kuruluşunda Türkiye konuları uzmanı olan ve Washington DC'de muhtemelen Türkiye hakkında en çok rapor üreten ve en çok aranan uzmanlardan olan Soner Cagaptay'a göre ise ''İncirlik anlaşması, bir haftada değil, yaklaşık bir yıla kadar giden bir süredir yapılan görüşmelerin bir sonucu. Türkiye'nin her ne kadar anti-IŞİD koalisyonu üyesi olarak bilinse de, şimdiye kadar Suriye içinde aktif olarak savaşa katılmamıştı.'' Son gelişmelerle Türkiye'nin aktif bir şekilde koalisyon üyesi haline geldiğine inanıyor Cagaptay. 

Thursday, July 23, 2015

Pentagon Exclusive Statement On İncirlik

Pentagon's Exclusive Statement

Ilhan Tanir
Pentagon Spokesperson Laura Seal, sent the statement below, when I asked whether Incirlik Airbase in Turkey is indeed opened to American jets to conduct operations as part of anti-ISIL campaign, inside Syria.

Spox Seal clearly states that Turkey and US ''decided to further deepen cooperation in the fight against ISIL,'' however, refuses to confirm whether İncirlik opened for citing ''operational security.'' 

Important to note as well, American officials may this time leave it to Ankara to make a statement on the issue, if there will be any statement issued. Most likely, the reason for that may be that last time high level US officials stated İncirlik is open to the coalition forces, Ankara vehemently denied a day later and reminded that Turkey's conditions for that to create safe zones inside Syria, creating a NFZ and intervening against the Assad regime. (October, 2014, Source: Turkish)

Today's exclusive statement from Pentagon:
''The United States and Turkey have held ongoing consultations about ways we can further our joint counter-ISIL efforts. We have decided to further deepen our cooperation in the fight against ISIL, our common efforts to promote security and stability in Iraq, and our work to bring about a political settlement to the conflict in Syria.  Due to operational security I don’t have further details to share at this time. Turkey is a critical partner in degrading and defeating ISIL, and we appreciate the essential support Turkey provides to the international coalition across the many lines of effort.

Turkey is a key partner on the train and equip program for the vetted Syrian opposition, hosting one of the training facilities.  Turkey has also taken many important steps to curb the flow of foreign fighters.  We recognize that the foreign fighter problem is not Turkey's alone, and we will continue to work closely with Turkey and other partners, particularly in Europe, to prevent the further flow of foreign fighters.  Of course, Turkey is also a leader in the humanitarian effort as it hosts nearly 2 million refugees from this crisis.

Laura Seal
DoD Spokesperson

Tuesday, July 14, 2015

Kahve kokusu Viyana'dan Geldi, Ankara'da Uyanma Vakti


İran-ABD Anlaşması bölge ve Türkiye İçin Ne Demek?
ilhan tanir

23 aydır süren İran ile Batılı güçlerin nükleer müzakerelerinde, özellikle son haftalarda daha gerçekçi görünmeye başlayan anlaşma Salı sabahı imzalandı.


Anlaşmadan kısa süre sonra İran cumhurbaşkanı Hassan Rouhani İran televizyonlarında yayınlanan canlı bir konuşma yaptı ve anlaşmanın Ramazan’ın 27. günü, Kadir gecesinde bitirildiğini hatırlattı.

Siyasi İradeler Yerindeydi 
Anlaşma olabilmesi için öncelikle her iki tarafta (ABD ve İran), anlaşma arzusunun yerinde olması gerekiyordu. Bu kez, Obama yönetimi ile Ruhani yönetimi böyle bir müzakereyi yapabilmek için gerekli olan en önemli şart olan ‘siyasi irade’ ye sahiptiler. Ruhani yönetimi derken tabi ki bunun ancak ve ancak Ayetullah’ın siyasi iradesinin de anlaşma için yerinde olduğunu kaydetmek gerekir.


Obama yönetimi de, eşine ender rastlanabilecek realist ve paragmatik bir Amerikan yönetimi duruşuyla, Tahran için umulmaz bir ortak olarak nükleer anlaşmaya yolları ardına kadar açmıştı.


Obama neden Tahran’la Anlaşmak (Arkadaşlik) İstedi?
Bunun birkaç nedeni var. Bana göre en önemlisi, İran, Batı’ya, jeostratejik önemiyle, uzun soluklu hedefleri ile, rasyonel ve ağır bedeller ödetebilen bir düşman olduğunu ispat etti. İran, çevresindeki (Arap Baharı ile artan) bütün karışıklığa rağmen, kendi içinde istikrarını korudu. Uranyum zenginleştirme teknolojisi hakkına sahip olduğunu dünya güçlerince onandığını kabul ettirirken, kendisi, bir nükleer bombaya çok yaklaştıracak ‘hassas faaliyetlerini’ sınırlamayı kabul etti. Bu sınırlamaların çoğu 10 yıl içinde kalkacak. Diğer taraftan ise, the Daily Telegraph’dan David Blair’e göre, İran en az on yıl için uranyum zenginleştirme kapasitesinin üçte-ikisinden fedakarlık etti. Ama askeri kurumlarının 'her an, her yerde' teftişe açık olması şartını reddetti.


Bunun karşılığında İran, kendisine konan ambargoların kaldırılmasını kabul ettirdi. Bu anlaşmanın ABD açısından ambargoları kaldırılabilmesi halen ABD Kongresinin kabulünü gerektiyor. Bunun zaman alacağında herkes hemfikir. ABD Senatörü Bob Corker, ki kendisi Senato’nun Dışilişkiler Komitesi başkanlığını yapıyor, Eylül’den önce bu anlaşmanın oylamasının Senato’da olmayacağını ilan etti. Önümüzdeki dönemde, anlaşma ile ilgili olarak Senato ve Temsilciler Meclisinde yapılacak Komite toplantılarının tansiyonlu ve heyecanlı geçeceğini beklemek gerekir.


İran, ABD’yi bir anlaşma yaptırmayı zorladı çünkü uzun yıllar boyunca ABD’nin birçok dışpolitika çıkarına set çekebildi. Afganistan savaşının başlangıcı hariç, 2004 yıllarından itibaren zorlaştırıcı rol oynamaya başladı. Irak işgali sonrası, Şii militanlarını ve etkisini kullanarak, birçok Amerikan ordu gücünü Irak’da hedef aldı. Irak işgalini ABD için mümkün olabildiğince bedelli yaptırdı. Sonunda da, Bush yönetiminin sona ermesiyle, karşısında kendisinden destek isteyen bir ABD yönetimi buldu. Amerikalılara, kendisine danışılmadan Irak’a istikrar gelemeyeceğini öğretti.


2011’den beri ise, bu kez Suriye rejimine sahip çıktı. Bir taraftan Hizbullah diğer taraftan Esad’a verebileceği bütün desteği sundu. Tahminlere göre, 15 ila 19 milyar dolar civarındaki askeri ve ekonomik yardımı her yıl Suriye’ye pompalayarak, Esad’ın ayakta durmasına yardım etti.


İran ile ABD ayrıca IŞİD’e karşı da, özellikle IŞİD’in Musul’u aldığı 2014 yılının yaz aylarından beri daha da yakından ve birlikte çalışıyor.


Kısacası İran, Afganistan, Irak ve Suriye, bunlara ek olarak IŞİD'e karşı ihtiyaç duyulması ve Yemen’deki etkisi ile Washington’ı bu ‘akıllı’ düşman ile dost olmanın çıkarına hizmet edeceğine ikna etti.


Obama’nın Seçenekleri
Obama’nın önünde iki yol vardı. Ya, İsrail, S. Arabistan gibi geleneksel müttefiklerinin nükleer anlaşmasına tümüyle karşı çıkmasına rağmen, İran ile uzun dönemli bir ısınma sürecine girecekti. Ya da, İsrail ve S. Arabistan ile olan geleneksel müttefikliğine devam edip, kendi yönetimi veya bir sonraki Amerikan yönetiminin İran’a hava saldırıları düzenleyerek, daha büyük bir bölgesel kaosa giden yolu kabul edecekti.


Amerikan halkının Irak ve Afganistan savaşları sonrası, Ortadoğu’da, hem de bu kez İran gibi çok daha güçlü ve kabiliyetli bir düşmanla savaşa girmesine büyük oranda karşı olduğu aşikardı.  


Obama, ‘doğal denge’ politikasına seçti. Bu şu demek: ABD’nin Ortadoğu’daki ayak izini mümkün olduğunca hafifletmeyi, ve bölgeyi mümkün olduğunca kendi dinamiklerine bırakarak, bir equilibrium’ veya ‘kendi doğal dengesine’ ulaşmasını hedefleme politikasıydı bu. Bu politikanın anlatımı ve tasviri, birçok farklı Obama yönetimi yetkilisi tarafından yıllardır yapılıyor.


Bir tarafta savaşları bitirmeye gelmiş, Afganistan ve Irak’daki askeri görünürlüğünü minimuma indirmiş, bütün baskılara rağmen Suriye krizine askeri olarak en uzakta durabilmiş Obama yönetimi, Afganistan, Irak ve Suriye’deki sıkıntılarında etkiliyeci faktör ülke olan İran’ı dost ve müttefik olmasını istedi. Bir taraftan da, Ortadoğudaki bu sıkıntılı konuları bizzat İran’a devretme yolunu açmış oldu.


Bu anlaşmadan sonra, iki ülkenin en yakın zamanda Suriye ile ilgili olarak yeni bir diplomasi yolunu açmak için çalışmalara başlaması kimseyi şaşırtmamalıdır. Her ne kadar şimdilik taraflarca bu yönde somut işaret gelmemiş olsa da.


Ankara kayıplarda
Ankara’nın özellikle son iki yıldır tümüyle içine kapandığı ve kendi (Erdoğan’ın) hayal dünyasında ‘dürüst’ ve ‘değerli’ yalnızlıkla politika izlemekle övündüğü bir ortamda, İran, tarihe geçecek bir anlaşmayı ABD ile yaptı.


Böylece İran son yıllarda artan ‘mantıklı ve rasyonel’ aktör olduğu izlenimini perçinlerken, Türkiye kendi içinde çabaladı. Gezi protestoları ile dengesini tümüyle kaybeden Ankara, iktidardaki siyasi partinin ve liderlerinin kendi siyasi geleceğinin etrafında yaptığı hayati mücadele nedeniyle dış politikada değişime gidemedi. 2014 yılındaki iki seçimde, içeride oy toplayamaya yarayan, dışarıda ülke çıkarlarına büyük zarar veren İsrail, Mısır ve Suriye politikalarını izlemeye devam etti. Çünkü bu politikalardan seçimler öncesi dönüş, AKP’nin son yıllarda izlediği dış politikanın yanlışlığını itiraf anlamına gelecekti.


Seçimlerden sonra gerek IŞİD yanlısı medya ve militan bulma network’lerine polisçe yapılan baskınlar, gerekse Ankara’nın dış politikada en azından kırıp-dökmeyen retoriği, seçim sonrası ülkeyi yönettiği anlaşılan devlet bürokrasinin ipleri geçici olarak aldığında yaptığı ‘düzeltme’ politikalarını andırıyor.


Türk dış politikasındaki acil U dönüşü ihtiyacının Başbakan Davutoğlu tarafından görüldüğüne inananlardanım. Bundan dolayı CHP ile bir koalisyon, zor olsa da, ülkenin yapması gereken bazı dış politika değişim adımlarını Davutoğlu’na daha kolay attırabilir.


Son iki yıldır ABD’ye rağmen Suriye’de işler çevirmeye çalışan Türkiye, şimdi İran-ABD yakınlaşmasına destek olarak, Suriye krizinin sonuçlanması için var gücüyle destek olmanın yolunu aramalıdır.


Önümüzdeki dönemde, İran’ın Batı ve dünya pazarlarına tedirici de olsa açılışına tanıklık edeceğiz gibi. Bu dönemde Türkiye yeniden akılcı ve ülke çıkarlarına hizmet eden çıkarcı, rasyonel ve pragmatik dış politikaya geri dönmelidir.


Türkiye, özellikle son 2-3 yıl içinde izlediği hırslı, alıngan, romantik, inatçı, ideolojik, iç politikaya oynayan dış politika dönemini kapatarak, bir kez daha barışçıl, ülke çıkarlarını bir bütün olarak saptayarak ona göre hareket edebilen, Kürtfobi yi bir kenara koyarak, Suriye’deki Kürtlerle birlikte hareket ederek oradaki gelişmelerde daha etkili olabilecek adımları atmanın yollarını araması gerekiyor.


ABD’nin, dünyadaki diğer 192 ülke gibi önce çıkarlarını düşünen bir aktör olduğunu hatırlayıp, ABD’yi tersleme ve suçlamalarla kendi çıkarlarına destek olabilecek bir ittifaklık ilişkisine sokamayacağını anlamış olması gerekir.


Kahve kokusu Viyana’dan geldi. Ankara’nın uyanma vakti. 75 milyonluk bir ülkeyi refaha ulaştırmaları gerekiyor. Girilen ters dışpolitika yollarından bir an önce çıkmaları gerekiyor. Önceli Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de dediği gibi, Libya'dan Mısır'a ve bütün Ortadoğu politikası ve dış politika "kafasi" DEĞİŞİM istiyor.



Friday, July 03, 2015

Suriyeli Kürtler, Türkiye-ABD İlişkilerini Zorluyor

Suriyeli Kürtler, Türkiye-ABD İlişkilerini Zorluyor

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü John Kirby, Türkiye'nin Suriye içinde tampon bölgesi kurması planları ile ilgili olarak günlük basın toplantısında yorumunun sorulması üzerine: ''ABD, Türkiye'nin IŞİD'in kuzey Suriye'de olması ile ilgili endişelerini paylaşıyor. IŞİD'in bulunması, Türkiye'ye ve Koalisyon ortaklarına tehdit oluşturmaktadır. IŞİD ile mücadele için birçok Koalisyon üyeleri farklı yardımlar yapması gerekmektedir. Bu sadece Türkiye değil, Koalisyonun da sorunudur. Irak'dan ve Suriye'den gelmiş yaklaşık 2 milyon göçmene karşı olarak Türkiye hükümeti ve halkının yaptığı olağanüstü cömertliği ve yardımı için tekrar teşekkür ediyoruz. Yabancı savaşçıların Suriye'ye gitmesini engellemek için hepimiz daha fazlasını yapabilmeliyiz'' dedi.

Suriye'de tehdit IŞİD, PYD değil
Türkiye'nin PYD'nin Jarablus da dahil olmak üzere, Suriye'nin kuzeyinde güçlenmesi ve varlığını tehdit olarak görürken, ABD'nin PYD'ye hava saldırıları ile destek vermesi ile ilgili Türkiye ve ABD arasındaki büyük politika farklılığı sorulduğunda ise Kirby, Suriye'deki 'büyük sorunun IŞİD'in varlığı ve tehdit oluşturmasını'' gösterdi ve savaşın odağının da IŞİD olacağını tekrar ederek şunları söyledi: ''Biz Türk meslekdaşlarımızla sürekli bu konuları görüşmekteyiz ve bu gruplarla ilgili onların güvenlik endişelerini anlamaktayız. Onların endişelerini anlıyoruz ve IŞİD ile ilgili endişelerini anlıyoruz. (Türkiye) önemli bir ortak ve müttefiktir ve bunun gereği de bazı önemli sorunlarımızı bizim konuşabilmemizdir. Ama buradaki büyük sorun, Irak ve Suriye'de IŞİD'in büyümesidir, genişlememiş olsa da bölgesel ve bütün müttefiklerimize tehdit oluşturmaya devam etmesidir.'' 

Ankara'nın iddiası PYD-Esad Ortaklığına ABD'den yorum yok
Yine AKP hükümetinin son zamanlarda Suriye içinde tampon bölge kurulması ve PYD'ye karşı pozisyon alma nedenlerinden biri olarak gösterilen, PYD'nin Esad rejimi ile birlikte hareket ederek, ılımlı Suriye muhaliflerine karşı çalıştığı iddiaları sorulduğunda ise Kirby şunları söyledi: ''Spesifik olarak Esad rejiminin kiminle anlaşmalar yaptığını bilmiyorum. Önemli olan şey, Irak ve Suriye içinde yaklaşık 62 ülke tarafından verilen kavga IŞİD'e karşıdır ve bu ortak düşmandır ve odak noktasıdır. Bu grup -ki Esad gücünü ve meşruluğunu kaybetmesi sonucu Suriye içindeki geniş topraklarda büyümesine ve yaşamasına izin verilmiştir'' dedi.

ABD Yetkilisi: Kavga IŞİD ile PYD değil
Yine Washington'da, ABD yönetiminden ismini vermeyen bir yetkili, Türkiye'nin PYD ile ilgili endişeleri ve ABD'nin bakışı sorulduğunda şunları söyledi: ''Bu endişeleri anlamaktayız. Bu endişeleri (Türkiye) sürekli bize bildirmektedir. .. PYD hakkında bazı endişeleri olduğunu da anlıyoruz ama Suriye içindeki kavga IŞİD'e karşıdır'' demekle yetindi.

ABD yetkilisi: Türkiye PYD değil IŞİD'in tehdit olduğunu anlıyor
Bu mesajın Türk yetkililere ulaştırıldırılıp, ulaştırılmadığı konusundaki sorulara ise konunun hassaslığından dolayı ismini vermek istemeyen ABD Dışişleri Bakanlığından üst düzey yetkili şunları söyledi: '' Biz sürekli bu konuları zaten (Türkiye ile) konuşmaktayız. Bir mesajın ulaştırılması falan konusu değil. Bunu iyi anlıyorlar zaten. Koalisyonun anahtar konumundaki üyelerinden birisi zaten. Koalisyona yardım etmiyor falan değiller'' dedi.

Türkiye-ABD İlişkileri Zorda
Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde PYD ve Suriye Kürtleri nedeniyle çok ciddi bazı sıkıntılar olduğu soruları ile ilgili olarak ise üst düzey yetkili, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin zor bir dönemden geçtiği ve PYD yüzünden daha da zorlaştığı yorumuna itiraz etmedi. Eklediği ise şu oldu: ''Türkiye önemli bir ortak. Koalisyona (IŞİD karşıtı) yardım etmektelar. Sahip oldukları endişeleri konuşuyoruz. Ama Türkiye ile ilişkilerim çok güçlü ve buna devam etmek istiyoruz.''

Henri Barkey: Aynı filmi mi izliyoruz?
Washington DC'de Türkiye ve bölgesi konuları yanısıra, Kürt gelişmelerini de yakından izleyen uzman Henri Barkey'nin yorumu ise şöyle oldu:
''Luzumsuz luzumsuz Ankara yetkilileri karsilarina dusman olmayan bir grubu son derece asilsiz ithamlarla--bombalanan hastahaneler falanla--kendilerine ve Turkiye kamuoyuna sunmaktadirlar. Ayni seyi 90'li yillarin sonunda da gorduk Irak'ta. Ne oldu sonra, Kuzey Irak hukumeti Turkiye'nin ender muteffiklerinden biri haline donustu. Ayni filmi mi seyrediyoruz?''

Tuesday, June 30, 2015

Obama'nın Yeni Yetkisi Türkiye'yi Zarara Uğratabilir

Obama'ya Hızlı Yöntem Yetkisi ve Türkiye
ilhan tanir

AB - ABD Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTYO) olarak adlandırılan serbest pazar kurma girişimlerinin hızlandırılması için ABD Kongresi geçen hafta önemli bir adım attı. "Hızlı yöntem (TPA - Trade Promotion Authority)" yetkisi olarak bilinen adım, hem Temsilciler Meclisi hem de Senato tarafından kabul edilerek Beyaz Saray’a verildi.

Bu yetki ile Beyaz Saray, AB ile yapacağı serbest pazar müzakerelerinde daha geniş yetkilere sahip olacak ve Kongre anlaşma metni hakkında değiştirme önerisi sunamayacak. TÜSİAD'ın Washington temsilcisi Barış Ornarlı'ya göre, ''bu yetki ile birlikte ABD Yönetiminin imzaladığı serbest ticaret anlaşmaları Kongre'ye sunulduğunda tümüyle (bir paket olarak) onaylanır veya reddedilir. Ek düzenleme, değişiklik yapılamaz. Bu müzakerelerin hızlandırılması açısından son derece önemli.''


Türkiye'nin Zararı Büyük Olabilir
ABD ve AB ile yoğun ticari ilişkiler içinde bulunan ama TTYO'ya dahil olmadığı için bu ortaklıktan mahrum kalacak olan Türkiye gibi ülkeler ise, Almanya merkezli Institute for Economic Research’e göre azınsanmayacak derecede bir gelir kaybına uğrayacak. ABD ile AB arasında yapılacak böyle bir anlaşmada, Türkiye, AB ile gümrük anlaşmasına sahip olduğundan dolayı, ABD'den gelecek mallar da gümrüksüz olarak Türkiye'ye girebilecek. Bu durum, Almanya merkezli Institute for Economic Research’e göreTürkiye için ulusal gelirinin yüzde 2,5’i oranında yıllık bir kayıba uğraması sözkonusu.

TPA'in onaylanması sayesinde bundan sonra TTYO anlaşmasının hızlı bir şekilde tamamlanması öngörülüyor. Ornarlı'ya göre, sona gelinen müzakerelerin 31 Temmuz tarihine kadar tamamlanması, ondan sonra da Kongre'nin onayına sunulması bekleniyor. Neticede, bir engel görülmez ise sonbahara TTYO onaylanarak yürürlüğe girebilir.

TPA verilmesi sayesinde TTYO müzakereleri de önemli ölçüde ivme kazanmış olacak.

Friday, June 26, 2015

US Continues to oppose Turkey's buffer zone plans in Syria


Answers, below, provided by an official from US State Department. 
Ilhan Tanir

Question 1: Acc to Turkish FM report obtained by Hurriyet (below), Turkey thinks that a buffer zone can be created in the region free of al-Assad forces and ISIL. How the US government think of this plan? Does the US govt support the idea? 

Answer to Question 1:
“Our position on a proposed no-fly or other military-enforced zone has not changed.  The creation and enforcement of no-fly zones and other military-enforced zones present significant challenges, including military, humanitarian, and financial challenges, which we must consider in the context of our broader Syria policy.  We constantly evaluate potential options for supporting the moderate Syrian opposition.”      

US urges PYD to fulfill their public pledges re Tel Abyad 
Question 2, How the US govt. comment the following: "The reaction to the PYD’s forcing out of Turkmens and Arabs in the region, and replacing them with Kurds, has been conveyed to the United States, the United Nations, the U.N. Security Council, the European Union Commission and NATOsecretary-general. The U.S. has recognized Turkey’s claim and conveyed it to the PYD administration at the highest level. "

Answer to Question 2:
“We treat any such allegations quite seriously and have made clear to all actors that such behavior is unacceptable.  We will look more closely at these accusations to determine whether there is any veracity to these claims.  We call on those who will now participate in administering the town to do so inclusively and with respect for all groups – regardless of ethnicity.  The PYD and the YPG have publicly stated that Tel Abyad residents who have fled are welcome to return home, adding that it will leave the administration of the town to civilian committees.  We welcome this statement, urge them to fulfill their public pledges, and will continue to encourage all forces in Tel Abyad to help set conditions for the return of refugees.  It is essential that anti-ISIL forces make concerted efforts in Tel Abyad and in other liberated areas to administer inclusively, protect local populations and property, set conditions for the return of refugees to their homes, and promote and protect human rights.  This is critical to hold and stabilize territory recaptured from ISIL.”





Full report is here: 

ABD, Türkiye'nin yeni tampon bölge planlarına karşı

ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Türkiye'nin PYD'nin son zamanlarda Tel Abyad zaferi sonrası bu bölgelere 'tampon bölge kurma planları' hakkındaki sorulara karşılık özel açıklamalarda bulundu.

Bugün YeniÇağ gazetesinde, önceki cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eski danışmanı Ahmet Takan da, Türk Ordusu ve Dışişleri bürokrasinin bir süredir Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu tarafından Jarablus'a müdahale emrine karşı çıktığını yazdı

ABD, Türkiye'nin yeni tampon bölge planlarına karşı
Geçen hafta Hürriyet Gazetesinde Deniz Zeyrek tarafında yapılan haberde, Türk Dışişlerinde hazırlanan bir rapora atıf yapılmıştı. Türk Dışişlerinde hazırlanan bu rapora göre, Türkiye, Esad ve IŞİD güçlerinden özgür olan bölgede bir tampon bölge kurma planları yapıyordu. ABD Dışişleri yetkilisi ise, bu planlara karşı ABD'nin tutumu sorulduğunda, ABD'nin 'tampon' veya 'uçuşa yasak bölge' ihtimallerine karşı olmayı sürdürdüğünü şu cümlelerle açıkladı:
''Uçuşa yasak ve diğer türlü askeri güçle kurulacak bölgeler hakkındaki pozisyonumuz değişmedi. Uçuşa yasak ve diğer türlü askeri güçle kurulacak bölgeler askeri, insani ve mali zorlukları barındırmaktadır -ki biz bu zorlukları daha geniş Suriye politikası içinde değerlendirmek zorundayız. Ilımlı Suriye muhalefetini destek için potensiyel ihtimalleri ise değerlendirmeyi sürdürüyoruz.''  

ABD: PYD'nin Verdiği Sözleri Tutmasını Bekliyoruz
Aynı ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, yine Türkiye'de AKP'ye yakın medyada ağırlıkla yer alan PYD'nin 'etnik temizlik' yaptığı konusundaki iddialar ile ilgili olarak da şunları söyledi: '' Biz bu tür her iddiayı çok ciddiye almakta ve bütün aktörlere bu tür hareketlerin kabul edilemez olduğunu bildirmekteyiz. Bu iddiaların gerçek olup olmadığı konusuna daha yakından bakacağız. Biz, bu şehri (Tel Abyad) yöneteceklerin bunu kapsayıcı ve bütün gruplara saygı içerisinde, etnik ayrım gözekmesizin yapması çağrısında bulunuyoruz. PYD ve YPG kamuoyu önünde, Tel Abyad'da oturanların evlerine dönüşünü memnuniyetle karşılayacağını, ayrıca şehrin yönetimini sivil komitelere bırakacağını açıkladı. Bu açıklamayı memnuniyetle karşılıyor, kamuoyuna verdikleri bu sözleri tutmalarını ve Tel Abyad'dan göçenlerin geri gelmesi için şartların hazır etmelerini teşvik ediyoruz. Anti-IŞİD güçlerin ortak gayretle Tel Abyad'da ve diğer özgürlüğüne kavuşmuş yerlerde kapsayıcı şekilde yönetmesini, yerel nufusü ve varlıkları korumalarını, göçmenlerin kendi evlerine dönmeleri için şartların hazırlanmaları, ayrıca insan haklarını koruma ve yüceltmeleri hayatidir. IŞİD'den geri alınan bölgelerin elde tutulması ve istikrara kavuşturulması için bu kritik önemdedir.''

Friday, May 29, 2015

Kerry'nin Insan Haklari & Ozgurluk Mektubu

ABD'den Türkiye'deki insan hakları ihlallerine tarihte görülmemiş müdahale sinyali

Cumhuriyet'te bugun yayinlanan "ABD'den Tarihi Uyari Yolda" haberinin genisletilmis sekli asagidadir:

ilhan Tanır/Washington

ABD Dışişleri Bakanlığı, daha önce tarihte örneği olmayan bir şekilde, Türkiye ile yakın zamanda 'periyodik stratejik uygulama'' başlatarak, Türkiye'deki insan hakları ihlalleri ve özgürlük sorunlarını sürekli olarak ilişkilerde gündemin önlerinde görüşmeye almayı düşündüğünü Kongre'ye bildirdi.

-------

ABD'den Tarihte Bir İlk













ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin, 
Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinin liderleri tarafından iki ay önceki bir mektupla önerilen Türkiye'deki insan hakları ihlallerine ağırlık verilmesi için resmi bir dialogun kurulması teklifine sıcak baktığı öğrenildi. Kerry'nin bu yönde Kongre'ye yazdığı cevabi mektuba ulaşildı. 

Geçtiğimiz günlerde Kongre'ye gönderilen mektupta, ABD Dışişleri Bakanlığı, Kongre liderlerinden gelen ve Türkiye'de artan özgürlük sorunlarının ağır bir dille eleştirildiği endişeleri paylaştığını kaydediyor. 

Temsilciler Meclisindeki kaynakları tarafından elde edilen ve kamuya açık olmayan mektupta ayrıca, ''bu konularda (insan hakları ve hukukun üstünlüğü, sivil toplum kuruluşlarına baskılar) Kongre üyelerinin önerdiği Türk hükümeti ile resmi bir diyalogun kurulması fikrini memnuniyetle karşılıyoruz,'' deniyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, mektubunda yazdığına göre, bu öneriye benzer bir şekilde ''Türkiye'deki insan hakları ve medya özgürlüğü görüşmelerinin en öne çıkacağı ''periyodik stratejik dialogu'' uygulamayı düşünüyor. Bu stratejik diyalogun uygulanmasının gelişimi konusunda, Bakanlığın Kongre Komitesini ve uzmanlarını informe edileceği de belirtiliyor.

''Biz (ABD Dışişleri Bakanlığı) Türkiye'deki insan hakları ve medya özgürlüğü görüşmelerinin en önde olacağı periyodik stratejik dialogu uygulanmasını düşünüyoruz.''

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinin Başkanı Cumhuriyetçi Edward Royce ve kıdemli Demokrat Eliot Engel’in de imzasının bulunduğu, Demokrat Milletvekili William R. Keating tarafından hazırlanan önceki mektupta, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’den “Türkiye ile resmi bir diyalog mekanizması kurularak’’  insan hakları ihlalleri ve yargı süreci gibi konuları sürekli görüşmesini talep etmişti.

5 Dış İlişkiler Komitesi üyesi milletvekilinin imzalarıyla gönderilen mektupta, ABD Dışişleri’nin “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve diğer üst düzey Türk hükümeti yetkilileri ile görüşmelerde, medya özgürlüğü, güçler ayrılığı, insan hakları ve hukukun üstünlüğü’ konularının önemine vurgu yapılmasına devam edilmesini” ısrarlı biçimde talep etmişti.

Temel Özgürlükler Baskı Altına Alınıyor
Kerry'nin adına yasama işlerinden sorumlu yardımcısı Julia Frifield tarafından hazırlanan ve birkaç gün önce Kongre'ye gönderilen cevabi mektupta da Türkiye'deki insan hakları ihlallerinin ulaştığı sorunlardan kaygıyla bahsediliyor: ''barışçıl toplanma ve dernek kurma özgürlüğü de dahil olmak üzere, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve temel özgürlükler hakiki bir demokratik devletin temeli olduğunda hemfikiriz. Biz, temel özgürlükleri baskı altına alan ve sivil toplumun denetleyici gücünü zayıflatan Türkiye'deki olanlar hakkındaki endişelerinizi paylaşıyoruz.''

Mektubun o bolumu:


Bakan Kerry'nin mektubunda ayrıca bu endişelerin özel görüşmelerde Türk yetkililere iletildiği gibi kamu açıklamalarında da kaydedildiğini ekleyerek, en son Aralık 14'de ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından, Türkiye'deki basın özgürlüğü, adil yargılama, yargı bağımsızlığı ve gazeteci tutuklamalarına dair yapılan açıklamayı örnek olarak gösteriyor. Bunun yanısıra yine ABD Dışileri yetkilisi Tom Melia ve Bakan yardımcısı Victoria Nuland'ın Türkiye ziyaretlerinde, sivil toplum kuruluşları ile görüşmelere değinilirken, ABD'nin Türkiye'deki sivil toplum kuruluşlarını testeklemesinin, ABD'nin Türkiye ve Türk halkına olan sorumluluğunun kritik unsurlarından biri olacağı ifade ediliyor.


Tarihte Olmadı
1993 ile 1998 yılları arasında o zamanki Bill Clinton yönetiminin Dışişleri Bakanlığında İnsan Hakları, Demokrasi ve İşçi Hakları konusunda Bakan yardımcısı olarak çalışmış John Shattuck, verdiği ozel demeçte, kendi dönemlerinde böyle özel bir mekanizmanın kurulmadığını kaydetti. Washington'daki 2 ayrı Türkiye uzmanı ile bir ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi de, Türkiye'deki insan hakları ihlallerine yönelik olarak bu tür bir mekanizmanın daha önce yapılmadığını kaydettiler. 

AKP dönemindeki özgürlük ihlallerinin alarm verici bir seviyeye erişmesinin, Washington'da ABD yönetimi üzerinde büyük bir baskı oluşturduğu, bunun da ABD yönetiminin yeni yollar bularak, AKP yönetimine rahatsızlığı aktarmak istediği görülüyor. 



Kongre Mektubu Erdoğan'a Ateş Püskürmüştü
Bakan Kerry'nin de içindeki endişeleri paylaştığını ifade ettiği Kongre mektubu Mart ayının 27'sinde ABD Dışişlerine sunularak Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında da ağır sözler kullanılmıştı: ''İnsan hakları, medya özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü ABD’nin Türkiye’ye yönelik politikasının önemli bir parçası olmadıkça, Erdoğan’ın muhtemelen kendisini eleştirenlere, muhaliflere ve kendi politikasıyla aynı fikirde olmayanlara baskıyı artırarak, Türkiye’nin demokratik mirasını daha çok aşındırmasından çok endişeliyiz. Bu da Türkiye’yi giderek ABD’den ve Avrupa’dan uzaklaştırarak muhtemelen kendi toplumu içinde istikrarsızlığı provoke edecektir.''

Tuesday, May 26, 2015

BU KEZ PENTAGON ÇAVUŞOĞLU'NU YALANLADI:

Pengaton sözcülerinden binbaşı James B. Brindle, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun söylediği gibi ABD İle Türkiye'nin eğit- donat kapsamına aldığı Suriyeli muhaliflere sahada havadan yardım gönderme konusunda ‘prensipte anlaştığı’ ' demeci sorulduğunda şunları söyledi:  ''(bu anlaşmayı yaptığımızı) doğrulayamam. Görüşmelerimiz devam ediyor ve herhangi bir karar alınmış değil.''


Sunday, May 24, 2015

ABDli Uzman Rubin'den Gülen Hareketi Yorumları

Geçmiş yıllarda Gülen Hareketi ile ilgili ağır eleştirel yazılar yazmış, Gülen'in Türkiye'ye İran'ın ruhani lideri ve Devriminin babası Humeyni gibi döneceğini iddia etmiş Washington, DC'deki uzman Michael Rubin, Gülen Hareketi ile ilgili fikrini değiştirdiğini ifade eden 'Fethullah Gülen'i yeniden değerlendirmek' başlıklı oldukça ilginç bir yazı kaleme aldı.

Washington'daki muhafazakar ve neo-con olarak da bilinen American Enterprise Enstitu'de Kürt konuları, Ortadoğu konulari uzmanı olarak çalışan Rubin, yazısında 'Gülen Hareketini yanlış okumuş olabilirim' derken, bunun için özür de diledi. Eski bir ABD Savunma Bakanlığı çalışanı da olan Rubin, hem Gülen hakkında değişen görüşlerini hem de seçimleri WashingtonPoint için değerlendirdi:

Neden Gülen Hareketine karşı görüşünüz değişti?
Muhtemelen hem Gülen Hareketi üyeleri hem de kendisinin (Gülen) uzun dönemde revizyona gittiklerini gördüm. Geçmişte Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ortaklık yapmış olsalar da, şimdi durumu anladıklarını ve artık hedeflerinin Erdoğan ile örtüşmediği ortada. 
Kurumların gücünün aşındırılmasının tehlikelerini öğrendiklerini ve adaletsiz hale gelmiş kurumların herhangi birine (kendileri de dahil, IT) düşman olabileceğini anladılar. 
Onlar hakkındaki değişen düşüncelerim hem yazdıklarını takip ederek hem de Gülen üyeleri ile etkileşim halinde bulunmamdan doğdu. 

''Gülen Grubu Doğru Yolda''
Ben halen Hareketin destekçisi değilim. Yalnız hareketler zamanla dönüşebilir. Geçmişte kendilerinin gizliliği ve sessiz hedefleri hakkında daha şüpheci idim. Kanaatim, gerek Gülen gerekse Erdoğan'ı değerlendirirken, uzun dönemli trendlerinin ne yönde olduğuna bakmak gerekir ve Gülen Grubunun doğru yolda olduğuna inanıyorum.

Yargı
Önceki dönemde daha çok laikleri hedef almış sahte deliller de, şimdi yine bozuk delillerle Gülencilerin hedef alınması yanlıştır. 

Liberaller, Milliyetçiler ve Gülenciler
Modern Türk tarihinde, Atatürk dışında, bir kişi tarafından domine edilen bir partinin, domine aktör ayrıldıktan sonra varolduğu görülmemiştir. Örneğin Adnan Menderes veya Turgut Özal'ın partileri, kendileri öldükten sonra yaşamamıştır. Şimdilerde Erdoğan, partisi adına daha çok kuvvet topladıkça, ironik bir şekilde, partisinin yeni bir dönemde yaşamasının önüne geçiyor.
Gülen takipçileri ise, şimdilerde yere düşmüş ve oyun dışı kalmış olsalar da, daha uzun vadede, Türkiye'nin 2. yüzyıla başlamasıyla, uzun bir dönem daha yaşayacaktır. Yeni yüzyılla birlikte Türk Milliyetçileri, liberalleri ve Gülen takipçilerinin beraberce çalışmaları mümkün olabilir. 

''Erdoğan'ın Gülen'i istemesi, Gülen'e ABD'de desteği artırıyor''
ABD yönetiminin uzun dönemde istikrarlı bir fikri var. O da şu: ABD yönetimindeki bazıları Gülen Grubuna pozitif bir güç olarak değerlendirirken, diğer bir kısım ise daha şüpheci yaklaştı. Fethullah Gülen'e gelirsek, kendisinin ABD'de meşru oturma vizesi var ve istendiği nedenlerin hiçbiri ABD'e suç sayılmıyor. Türk hükümetinin Gülen'i alma gayretleri, Erdoğan'ı daha da otokratik gösteriyor. Dahası, Gülen'i geri alma çabaları, onun ABD yönetimi içindeki desteğini artırıyor. Bütün bunlara eklemeliyim ki, Gülen'i Erdoğan'ın talebi doğrultusunda Türkiye'ye iade şansı sıfır ile hiç arasında bir yerlerde.

''Türkiye, Muz Cumhuriyeti''
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sevmediği insanların kapı dışarı istenmesini istemesi veya onları suçlaması Türkiye'ye giderek bir muz cumhuriyetine dönüştürüyor. ABD nasıl İran rejiminin istediği veya Putin'in talep ettiği siyasi muhalifi geri göndermezse, aynı şekilde Gülen de Türkiye'ye, Erdoğan'dan dolayı iade edilmez.

''Gülenciler Geçmişten Ders Aldı''
Gülen Hareketinin yaptığı yanlışlardan öğrendiklerini, Hareketin takipçilerinin gücü kötüye kullanma konusunda eskisi kadar açık olmayacağını düşünüyorum.

Gülen'in ABD'deki Okulları
Ben bir yahudiyim ama üniversiteye gidene kadar Hristiyan (Katolik) okullarında okudum. Bu okullar çok iyi olduğu için talep de almakta. Gülen Hareketinin gücü de eğitimden geliyor. ABD dışında Orta Asya, Balkanlar, Afrika hatta Iraki Kürdistan'daki okulları. Tanıştığım çoğu yabancılar, bu okullardan hep iyi bahsediyor ve bu okulları 'Türk okulları' olarak adlandırıyorlar.

Gülen okullarının ABD'deki sorunları daha çok yönetim kurallarına uymaktaki bazı sıkıntılardan geliyor. Vize sıkıntıları gibi örneğin. Bazıları bunlardan dolayı kapatılabiler de ama sonuçta bu okulların çalışacağına inanıyorum. Normalde iyi eğitim alamayacak çocuklara iyi bir eğitim vermenin kınanacak bir tarafı yoktur. Bu okullarda doktrine ve telkin, gizli bir topluluk olması bağlamındaki şüphelerim var ama bu şüphelerimin tümüyle haklı olduğunu söyleyemem. 

''Umut Ederim Seçimler Ertelenmez''
Öncelikle seçimlerin 15 gün içinde yapılacağını umut ederim. (Seçimlerin ertelenebileceğini düşünmemin) nedeni Türkiye'nin Suriye'ye askeri operasyon laflarını duymam -ki bu ne Suriye'de ne de başka bir yerde konuşuluyor. Anladığım, Erdoğan beğenemeyeceği bir seçim sonucu öncesi bir kriz ortaya çıkarmak isteyebilir. Eğer seçimler bir koalisyona götürürse bunun Türkiye için iyi bir sonuç olacağına inanıyorum. 

Ordu-Hükümet İlişkileri
Birbirleri arasında çok az bir güven olduğu görülüyor. AKP hükümeti, Türk Ordusunu zayıflatmayı başardı, bunu da aktif bir şekilde çalışarak yaptı. Ordunun içindeki ideolojisini de bürokrasi yoluyla değiştirmeye çalıştı.Buna rağmen Türk ordusu halen dürüstlüğe ve onura sahip. İşte tam bundan dolayı da Erdoğan, örneğin Suriye politikasını askeri olmayan, örneğin MİT gibi birimler yoluyla izleyebiliyor.